09/07/2026
Dünyanın hiçbir yerinde eğitim ve sanat kurumlarının hafızasına bu kadar hoyratça davranıldığını göremezsin.
Bir eğitim kurumunu kapatmak, yalnızca bir tabelayı indirmek değildir.
Bir hafızayı silmektir.
Güzel sanatlar gibi kuşaklar boyunca biriken bilgi, deneyim, üretim ve ilişkiler üzerinden gelişen bir alanda enstitüler yalnızca idari birimler değildir. Hocaların, öğrencilerin, tezlerin, araştırmaların, tartışmaların ve yıllar içinde oluşmuş akademik kültürün taşıyıcısıdır.
Bir yapıyı kapatıp programları başka bir yere aktararak “eğitim devam ediyor” diyebilirsiniz. Peki gelenek, birikim, kültür ve kurumsal hafıza devam ediyor mu?
Asıl soru budur.
Üstelik Güzel Sanatlar Fakültesi taşındığından beri eğitim; sanat eğitiminin ihtiyaç duyduğu sahne, atölye ve üretim alanlarından yoksun, uygun olmayan fiziksel koşullarda sürdürülmeye çalışılıyor.
Şimdi bunun üzerine bir de Güzel Sanatlar Enstitüsü kapatıldı.
Dünyanın pek çok yerinde üniversiteler yüzyıllık kurumsal hafızalarını, arşivlerini, geleneklerini ve akademik kimliklerini korumaya çalışırken biz yıllar içinde oluşmuş kurumları bir idari kararla ortadan kaldırmayı olağanlaştırıyoruz.
Bu yalnızca bir yönetmelik ya da organizasyon değişikliği değildir.
Bu, akademik ve sanatsal hafızanın tasfiyesidir.
Çünkü hafızası olmayan kurum yönetilir; ama hafızası olmayan toplum kolayca yeniden yazılır.
Bugün kapatılan yalnızca bir enstitü değil.
Bir kurumun geçmişi, birikimi ve sürekliliği.
Ve buna “yeniden yapılanma” diyerek ikna olmamızı.
Hayır. Buna yeniden yapılanma değil, kurumsal hafızanın sistematik olarak yok edilmesi denir.
Bir ülke üniversitelerinin hafızasını korumuyorsa, aslında sadece geleceğini değil, kendi geçmişini yönetilebilir hale getiriyordur.