Ece Turkmut Dere

Ece Turkmut Dere Intimacy Professional | Consent & Trauma Informed Performance
Neuroscience of Performing

Teaching Artist | Intimacy Professional | Movement & Trauma-Informed Educator

Since 2008, I have worked as a teaching artist, playwright, and dramaturg in production theatre. My background as a dancer and choreographer informs my approach as an intimacy professional and registered trauma-informed movement and yoga instructor (E-RYT 500 & YACEP). My work explores the intersection of movement, crea

tivity, and performance, drawing on trauma studies, kinesiology, and neuroscience to enhance acting, writing, and storytelling. I am passionate about creating safe, ethical, and transformative experiences in the performing arts.

Çok “kusursuz” bir iş iddiam yok. Kusursuz olunca eğlence olmuyor 😎Ama kesin olan bir şey var: konuşmayı sevdiğim konula...
06/16/2026

Çok “kusursuz” bir iş iddiam yok.
Kusursuz olunca eğlence olmuyor 😎
Ama kesin olan bir şey var: konuşmayı sevdiğim konuları anlatmak beni mutlu ediyor.

Performans, hareket, beden, sinir sistemi, travma
ve günlük hayatın içinden geçen sorular…
Benim ilgimi çeken ne varsa burada anlatıyorum.
Aynı evin odaları; bazen bir kapı açılıyor başka bir odaya geçiyoruz.

Yeni bölüm Substack’te 🎙️
Profilden ulaşabilirsiniz.

Dinlediniz mi?
Dinleyenlerin görüşlerini çok merak ediyorum ✨

Sosyal medya önermelerle dolu.Bazı konular ilgi çekiyor, insanların yumuşak karnına dokunuyor ve bazıları bunun ekmeğini...
05/14/2026

Sosyal medya önermelerle dolu.
Bazı konular ilgi çekiyor, insanların yumuşak karnına dokunuyor ve bazıları bunun ekmeğini yiyor.
Bir ara narsizm böyleydi,
Sonra travma,
Şimdilerde ise “travma bilgili” kavramı.

İnsanlar terapiye hiç gitmeden terapi dili konuşmayı öğrendi.
Gerçek bir problemle, hayatın sadece hayat olması arasındaki farkı ayırt edemiyor bazıları.

Zorlukları patolojikleştirmek,
ekonomi-politika gibi sistemsel zorlukları göz ardı etmek insanı sıkıştırır.
İyileştirmez.
Etkinleştirmez.
Sadece etiketler.

Her zor insan narsist değildir.
Her zor ilişki toksik değildir.
Her zor deneyim travma değildir.
Ve hayat gerçekten çok zor olabilir.

Mücadeleleri işlev bozukluğu olarak etiketlerseniz, onları dönüştürme kapasitesini kaybedersiniz.
Oysa zorluklar bazen yaşamın değişim davetidir.
Sınır çizmek, onarmak, yön değiştirmek, genişlemek için.

Sinir sistemi zorluktan tamamen korunmaya değil; sürekli müdahale ile regüle edilmeye değil, onunla temas etmeye ihtiyaç duyar.

Rahatsızlığa uygun ölçülerde maruz kalmak kapasite geliştirebilir.
Ama uygun destek olmadan bodoslama içinden geçmeye çalışmak, çoğu zaman sistemi dağıtır ve iyileşme fırsatını erteler.

Sadece içerik tüketmek yerine profesyonel bir terapist ile çalışabilirsiniz.
Kendi gerçek örüntülerinizi tanımaya merak duyabilirsiniz.
Sadece anlamaya, bilmeye değil, değişmeye de kendinizi açabilirsiniz.
Rahatsızlığı kaçılacak bir şey değil, dikkat verilecek bir sinyal olarak görebilirsiniz.
Parıltıları yakalamayı öğrenebilirsiniz.

Travma bilgili yaklaşım; travma ve sinir sistemi bilgisinden ibaret değildir.
Ölçülebilir bir metoda dayanır.
İnsanı kırılganlaştıran değil, güçlendiren bir yaklaşımdır.

Neyin gerçekten travma olduğunu,
ne zaman kapasite geliştirebileceğimizi,
ne zaman ise gerçekten desteğe ihtiyaç duyduğumuzu anlamayı sağlar.

Travma bilgili yaklaşım insanı etiketlemez.
Her şeyi travma ya da sinir sistemine bağlamak değil;
neyin insan deneyimi, neyin gerçekten yaralayıcı,
neyin ise güçlendirici olduğunu ayırt edebilmeyi öğretir.

İnsan olmak zor.
Çok da şey yapmayın.

Merhaba ✨Bu sene özellikle HAREKET profesyonelleri ve YOGA eğitmenleri için ilk defa programı 100 saat olarak, açıyoruz....
05/14/2026

Merhaba ✨

Bu sene özellikle HAREKET profesyonelleri ve YOGA eğitmenleri için ilk defa programı 100 saat olarak, açıyoruz.

Bu program için oldukça heyecanlıyım; bu yıl da çok kapsamlı ve özenle yapılandırılmış bir içerik hazırladık. Ve şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu içerik kendi alanında oldukça özgün bir yerde duruyor.

Program tarihleri:
Modül 1 | 22–23 Ağustos 2026
Modül 2 | 19–20 Eylül 2026
Modül 3 | 03–04 Ekim 2026
Modül 4 | 24–25 Ekim 2026
Modül 5 | 14–15 Kasım 2026
Modül 6 | 05–06 Aralık 2026
Modül 7 | 26–27 Aralık 2026

Kimler için uygundur?
• En az 200 saatlik temel yoga eğitimi tamamlamış olanlar
• 1. kademe yoga yardımcı eğitmenlik eğitimini bitirmiş olanlar
• Profesyonel olarak hareket üzerine çalışanlar veya yoga öğretenler
• Travma bilgili yaklaşımı yapısal ve kapsamlı bir şekilde öğrenmek isteyen hareket profesyonelleri
• Hızlı sertifika yaklaşımından ziyade süreç odaklı öğrenmeyi tercih edenler

Profilde paylaşılan formu doldurmanız halinde size detaylı bilgilendirme gönderilecektir.
Kontenjan, her yıl olduğu gibi sınırlıdır.

Erken ödeme indirimi 8 Temmuz’a kadar geçerlidir.

programlarını bildiğiniz gibi yılda bir kez açıyorum. 🤗
Bu program bu yıl tek seferliktir; kaçırırsanız bir sonraki buluşma için seneye görüşürüz. ✨

Bence kullandığımız araçlar, ancak onları kullanan kişi kadar etkilidir.Kişisel etkinlik, kendi yaşam pratiğinden gelir…...
05/14/2026

Bence kullandığımız araçlar, ancak onları kullanan kişi kadar etkilidir.
Kişisel etkinlik, kendi yaşam pratiğinden gelir…

İçgörü miras yoluyla gelmez.
Kendi dönüşümünüzün içinden doğar.

Basitçe söylemek gerekirse:
Bence kitaptan ya da herhangi bir öğretmenden öğrenemeyeceğiniz şeyler vardır.
Bilginin gerçekten “bilgi”ye,
deneyimin gerçek “deneyim”e,
zamanla da dünyaya geri sunabileceğin gerçek bir şeye dönüşmesi için onu kendi yaşamınıza ve bedeninize taşımanız gerekir.

Bir şeyi “bedenlemek” tam olarak budur.

Menüden yemeği seçip, onu gerçekten yiyebileceğin bir şeye dönüştürmek gibi.

Bir sürü kursa katılmak, birçok kitap okumak ya da doğru cümleleri tekrar tekrar çalışmak yeterli değildir.

Onunla boğuşman, onu ters yüz etmen, onunla oynaman, bazen dışarı atman, sonra yeniden entegre etmen ve onu kendine ait kılman gerekir.

Ancak o zaman gerçekten sana ait ve içselleşmiş bir şeye sahip olursun—ve bu, kimsenin senden alamayacağı bir şey olur. Bu bilgi ve deneyim bedenlenmiş olur.

Bu sene 200 saatlik temel eğitime biraz ara veriyorum. 🤗
Onun yerine Travma bilgili Hareket ve Yoga alanında, bu yaklaşımı daha derinlemesine çalıştığım iki yeni program açıyorum.

Bu programlar özellikle şu iki ihtiyacı karşılayacak diye umuyorum:
“200 saatlik eğitimi tekrar etmek istemiyorum ama bu alana derinleşmek istiyorum” diyenler hareket profesyonelleri ve yoga öğretmenleri için Ağustos ayında,
ve
“Yoga eğitmeni olmak istemiyorum ama öğrendiklerimi kendi seanslarıma / pratiğime entegre etmek istiyorum” diyen profesyoneller için Ocak ayında…

Gerçekten bu alanla ilgilenen;
sadece öğrenmek değil, pratiğini dönüştürmek isteyen;
bilgiyi bedene indirmeye hazır olan insanları bekliyorum. ✨💜

“İçimdeki ritim kayboldu” dediğinde bu sadece bir metafor olmayabilir — özellikle bir performans sanatçısı için.Ritim sa...
05/10/2026

“İçimdeki ritim kayboldu” dediğinde bu sadece bir metafor olmayabilir — özellikle bir performans sanatçısı için.

Ritim sadece müzik değildir.
Dansın akışı, repliğin cümle içindeki zamanlaması, nefesin sahnedeki dağılımı… hepsi aynı sistemin parçalarıdır.

Beyincikteki anterior vermis, hareketin zamanlamasını düzenleyen içsel bir sistem gibi çalışır. Bedenin “iç metronomu”dur. İşitsel, görsel ve somatosensöryel bilgiyi aynı anda işler; sahnede ne zaman girileceğini, ne zaman durulacağını, ne zaman hızlanacağını, hangi vuruşta hangi adımda olacağını bilinçli düşünceden önce ayarlar.
Bu yüzden ritimle çalışan performans pratiklerinin terapötik alanlarda ciddiye alınması tesadüf değildir. Çünkü sinir sistemi düzeyinde ritim, düşünsel yorumdan önce bedensel organizasyona ulaşır.

Ritim, yalnızca dış bir tempo değil; performansta bedenin zamana yerleşme biçimidir.
Ama bazen ama zamanlama ısrarla tutmaz...

Kronik stres, performans baskısı, sürekli izlenme hali ve travmatik yüklenmeler bu içsel zamanlama sistemini bozabilir.
Performans sanatçısı bunu çoğu zaman şöyle tarif eder:
“Anladım ama o sayıda o adıma yerleşemiyorum.”
“Giremedim.”
“Senkron kaciriyorum.”
“Koreografi akmadı.”
“Bedenim var ama ritmim yok.”

Kritik ayrımı anlamak onemli; Ritim ya da senkron kaybı her zaman teknik bir hata değildir.

Sinir sistemi bazen aşırı yüklenmeden korumak için zamanı “bulanıklaştırır”, bedeni ve hareketi yavaşlatır ya da akışı keser. Bu, sahnede donma, kopma, ritim ya da senkron kaybı olarak deneyimlenebilir.

Bir sanatçının ritmi kaybetmesi ya da senkronu sürekli kaçırması her zaman doğrudan dissosiyasyon anlamına gelmese de dissosiyasyon bu spektrumun bir parçası olabilir.

Kısaca mesele kopmak değil; müzik, dans ya da repliğin aynı “iç zaman” içinde buluşamamasıdır.

Sanatçı olarak ritimle ilişkin, sinir sisteminle ilişkindir.
Bu bilgi pratiğini değiştirir. Ve seni daha az suçlamalı bir yerden çalışmaya davet eder.

ENG 👇🏻🇹🇷 Sahnede donmak, sandığımızdan çok daha yaygın.“Donma” dediğimiz şey her zaman far görmüş tavşan gibi kalakalmak...
05/08/2026

ENG 👇🏻
🇹🇷 Sahnede donmak, sandığımızdan çok daha yaygın.

“Donma” dediğimiz şey her zaman far görmüş tavşan gibi kalakalmak değil.
Bazen performansı tamamlıyorsun — ama içeride sistem çoktan donmuş oluyor.

Ne yazık ki birçok sanat eğitimi hâlâ yalnızca tekniğe odaklanıyor; motivasyonu, disiplini, “daha çok çalışmayı” sorguluyor.
Oysa güncel yaklaşımlar başka bir soruyla ilgileniyor:

Sahneye çıkmadan önce sinir sistemin hangi durumda?

Sinirbilimin söylediği şey oldukça açık:
Sinir sistemi tehdit algıladığında, beynin subkortikal bölgeleri — yani bilinçli düşünceden önce çalışan alanlar — hayatta kalma yanıtını devreye sokar.

Kalabalık, eleştirilme kaygısı, yoğun ışık, izlenmek…
Bunlar bile sistemi alarma geçirmek için yeterli olabilir.

Bu durumda ifade daralır.
Bağlantı kopar.
Özgün yaratıcılık erişilemez hale gelir.

Ne kadar iyi hazırlanmış olursan ol.
Sorun her zaman teknik değildir.
Bazen sorun fizyolojiktir.

Sinir sistemi, yalnızca performansın değil; öğrenmenin, prova sürecinin ve yaratıcı ifadenin de tuvalidir.
Bu soruyu dışarıda bırakan bir eğitim eksik kalır.

ENG👇🏻🇹🇷 Teknik: itaat değil, ilişkidir.Bazen bazı teknikler sizi daha iyi bir sanatçı yapmazlar, aksine fark etmeden sin...
04/15/2026

ENG👇🏻
🇹🇷 Teknik: itaat değil, ilişkidir.
Bazen bazı teknikler sizi daha iyi bir sanatçı yapmazlar, aksine fark etmeden sinir sistemine şu mesajı öğretirler: “Yanlış olan sensin.”
Bir şekil öğrenirsin, bedenine uymaz… ve sen tekniği değil, kendini sorgularsın. İşte o anda mesele teknik olmaktan çıkar; konu otorite ve hiyerarşi olur.

Travma bilgili pedagojiye göre beden sadece fiziksel değildir — geçmiş, deneyim ve anlam taşır. Ve çok net bir ilke vardır: Hiçbir dış otorite, bedeninin iç deneyiminin üstünde değildir.

Peki teknik nedir gerçekten?
Evrensel bir doğru değildir. Belirli bedenlerin, belirli bağlamlarda, belirli estetikleri üretmek için bulduğu çözümlerdir. Yani “böyle yapılır” değil, “biz böyle yaptık ve bu sonucu aldık” bilgisidir.

Sorun, teknik bu bilgiden çıkıp tek yönlü aktarım, sorgulanmayan otorite, uyum = başarı, farklılık = hata formuna dönüşmesiyle başlar. Bu da itaat eden bedenler yaratır, ifade edenler değil…

Travma bilgili pedagojide teknik hala vardır — ama işlevi değişir. Teknik bir öneridir, zorunluluk değil. Öğretmen bir otorite figürü değil, bir kolaylaştırıcıdır. Öğrenci pasif alıcı değil, aktif öznedir. Ve en kritik fark: sanatçının içsel deneyimi, dışsal formdan daha yüksek önceliklidir.

Eğer bir teknik zaman içinde seni daraltıyorsa, ifaden azalıyor, bedeninle bağlantın kopuyorsa — bu yetersizlik değil, uyumsuzluk bilgisidir. Gerçek beceri her tekniği yapabilmek değil. Hangi tekniğin seninle işbirliği yaptığını ayırt edebilmek olabilir.

Ve öğretmenin rolü? Alan açmak, seçenek sunmak, gücünü şeffaf kullanmak. Ama şunu unutmamak: Öğrencinin bedeni, öğrencinindir. Nokta.

Bunu kurmadığımızda ne olur? Bedenler sertleşir. İfade yerini kuru performansa bırakır. Acı normalize olur. Bağımlılık ustalık gibi pazarlanır. Ama bu öğrenme değildir — bu, koşullanmaktır.

O yüzden: Ne tekniğe, ne öğretmene teslim ol. Ama kendini de tamamen yalnız bırakma.

Bu teknik bedenimde alan açıyor mu?
Bana ait hissettiriyor mu?
Cevap neyse — orada bilgi var.
Ve o bilgi, hiyerarşiden değil, bedeninden geliyor. 😎

ENG👇🏻 🇹🇷 Sinir sisteminin değerini bilen bir sanatçıyı sömürmek mümkün değildir; çünkü o sanatçı artık dışarıdan gelen o...
04/11/2026

ENG👇🏻
🇹🇷 Sinir sisteminin değerini bilen bir sanatçıyı sömürmek mümkün değildir; çünkü o sanatçı artık dışarıdan gelen onay ya da kabul görme ihtiyacına bağımlı olmaz. Bedensel farkındalığı gelişmiş ve kendi sürecinin sorumluluğunu almış bir sanatçı daha özgür, daha merkezli ve daha seçicidir.

“Yoksun sanatçı” miti, çoğu zaman ücretsiz emek, tükenmişlik ve sınırların bulanıklaşmasıyla beslenen bir sistemi görünmez kılar. Bu sistem, sanatçının başarısız olmasından değil kendi deneyimini, enerjisini ve kapasitesini fark etmesinden çekinir.

Çünkü bir sanatçı, kendi bedeni ve sinir sisteminin üretim sürecindeki en temel araç olduğunu fark ettiği anda, güç dengesi değişir.
O noktada artık sadece “performans gösteren” biri değil, neye nasıl, hangi koşulda ve hangi kapasitede katılacağını bilen bir özne haline gelir.

Sanatın insanı dönüştüreceği fikri, çoğu zaman emeğin nasıl organize edildiğini sorgulamayı erteler. Bu anlatı, sanatçının da kendi sınırlarını, çalışma koşullarını ve değerini fark etmesini geciktirebilir.
Böylece “deneyim” adı altında, sürdürülemez çalışma biçimleri normalleştirir.
Bu yüzden de sınır koyan, soru soran ya da yapı talep eden sanatçılar hemen calismasi “zor” olarak etiketlenebilir.

“Bu iş senin için de besleyici, deneyim kazanıyorsun, o yüzden karşılığını farklı düşünelim.” söylemi çoğu zaman emeğin değersizleştirilmesini meşrulaştırır.

Bu yaklaşım, birçok sanatçıyı ya aşırı uyumlanmaya ya da tamamen donmaya iter. Her iki durumda da üretim sürdürülebilir olmaktan çıkar.

Oysa uzun vadeli sanat pratiği, tıpkı diğer meslekler gibi yapı, süreklilik ve karşılıklı sorumluluk gerektirir.

ENG 👇🏻🇹🇷 Neşe, sürekli koşullara bağlı olduğunda; keyif, doğuştan gelen bir hak gibi değil, bir tehdit gibi hissedilebil...
04/09/2026

ENG 👇🏻
🇹🇷 Neşe, sürekli koşullara bağlı olduğunda; keyif, doğuştan gelen bir hak gibi değil, bir tehdit gibi hissedilebilir.

Bu yüzden anksiyete, depresyon, bağımlılık gibi süreçlerden geçen sanatçılar; keyfi ve neşeyi tam anlamıyla deneyimlemekte çoğu zaman zorlanır.

Başkaları için şarkı söylemek, dans etmek sinir sistemini destekleyebilir. Ama sanatçı için durum farklıdır. Çünkü çoğu zaman, keyfin peşinden gitmenin utançla sonuçlanacağı öğretilmiştir. İnsanlara keyif veren şeyler, sanatçı için önce mükemmel icra edilmesi gereken becerilerdir.

Bu yüzden eğer acıdan kaçıyorsa, bu bir ihtiyaçtan çok bir “eksiklik” gibi hissedilir. Çünkü sanatçı acının üzerine gitmelidir—en azından öğretilen budur.

Biraz neşeye izin vardır, ama hafifliğe değil.
Keyif, sinir sistemi için şüpheli bir alana dönüşür.
Dans etmek, savunmasız hissettirebilir.
Şarkı söylemek, sanki bir tuzakmış gibi.
Sizi izleyen kimse olmasa bile en büyük yargıç kalbinizde zihninizde oturmaktadır zaten…

İyileşme sürecinde bu yüzden yalnızca konuşmaya dayalı terapiler çoğu zaman yeterli olmaz.
Bedene, keyfin bir tehdit olmadığını öğretmek gerekir.
Neşenin, kontrolü kaybettiğinizin bir işareti olmadığını…
İyi hissetmenin tehlikeli olmadığını…
Ve keyif alırken görülmenin aslında güvenli olabileceğini.

İyi hissetmeyi istemekte bir yanlış yok.
Sadece çoğumuz bunu nasıl yapacağımızı, destek alarak öğrenemedik.

Çünkü sinir sistemi canlılığın çöküş olduğunu öğrenmiş:
Oysa yeniden öğrenmek mümkündür:
Canlılık, zindelik ve sağlıklı bir akış demektir.
Keyif hissetmek güvenli olabilir.

Haz ve sanat, doğaları gereği birbirine bağlıdır.
İkisi de duyusaldır, bedenseldir, titreşir ve genişletir.

Bu yüzden, eğer kendi keyfinizden korkuyorsanız;
bir düzeyde, yaratıcılığınızdan da korkuyorsunuz demektir. 💛

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Mesajını 2026 yılında Willem DAFOE kaleme aldı ✨…. Ancak insan temasının cihazlarla kurulan i...
04/01/2026

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Mesajını 2026 yılında
Willem DAFOE kaleme aldı ✨

…. Ancak insan temasının cihazlarla kurulan ilişkilerle yer değiştirme riskini görmezden gelmek için kör olmak gerekiyor. Bazı teknolojiler bize faydalı olsa da, iletişimin diğer ucunda kimin olduğunu bilmeme sorunu oldukça derin ve doğruluk ile gerçeklik krizine katkıda bulunuyor. İnternet sorular ortaya çıkarabilse de, tiyatronun yarattığı hayranlık duygusunu çok nadiren yakalayabiliyor. Dikkat, katılım ve etki-tepki çemberinde bulunanların kendiliğinden oluşturduğu bir topluluk duygusuna dayanan bir hayranlık hissi.

Bir oyuncu ve tiyatro yapımcısı olarak tiyatronun gücüne olan inancımı koruyorum. Giderek daha fazla bölünmüş, kontrol altında ve şiddet dolu bir dünyada, tiyatro yapımcıları olarak bizim görevimiz, tiyatronun yalnızca eğlence amaçlı bir ticari kuruluş olarak dikkat dağıtma yoluyla yozlaşmasından veya geleneklerin körü körüne kurumsal koruyucusu olmaktan kaçınmak, aksine insanları, toplulukları, kültürleri birbirine bağlama ve her şeyden önce nereye gittiğimizi sorgulama gücünü beslemektir...
Büyük tiyatro, düşünme biçimlerimizi sorgulamak ve arzuladığımız şeyleri hayal etmeye cesaretlendirmekle ilgilidir.
Bizler sosyal hayvanlarız ve biyolojik olarak dünyayla etkileşim kurmak üzere tasarlanmışız. Her duyu organı bir karşılaşma kapısıdır ve bu karşılaşmalar sayesinde kim olduğumuza dair daha derin tanımlamalara varırız.
Tiyatro, bütüncül bir sanat formu olarak, öykü anlatımı, estetik, dil, hareket ve sahne tasarımı aracılığıyla bize geçmişi, bugünü ve dünyamızın nasıl olabileceğini gösterebilir. -Willem Dafoe

Address

West Des Moines, IA
50266

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ece Turkmut Dere posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share