Once upon a time, there was a little, sweet girl with fair hair and big dark eyes. She used to run in the tulip fields of a city called Rezaiye (Ourmia) in Iran and she was always distracted by the colour of butterflies, the trail of the ants on the soil and the fresh smell of hillocks. She would easily get sad over the beautiful tulips’ petals dispercing in her hands, thinking it was not fair. This little girl used to live in dreams of demons and saints and carried lots of bizzare feelings and witnessed some strange situations that was incomprehensible for a little mind. She used to lie down on her bed near a yard with a small garden and a pond and looked at the sky, listen to Frank Sinatra’s “My Way”” and the glittering stars and dream so big. She never knew that Frank Sinatra’s song would be her way someday. She used to dance with a king in her dream and she used to see herself among princesses and prince or in Tom Sawyer or P**i’s adventures.
Her best friend had a room full of toys and they used to lie down and make up a story every night. She had gang friends who used to rehearse theatres from books and thought hard how to save the environment,or how to make people more civilised, more kind.
She and one of her friends had decided to leave home and travel the world at 18 but this never happened. Instead, when she grew up, she kept travelling and discovering new places on her own. She noticed what the world can offer one when one goes beyond the limited borders.
This little girl was into music, dancing and reading. She used to bury herself in her dad’s library and treasure books by Tolstory, Jack London, Balzac, Aziz Nesin, Turganof, but her favourite books were Gone with the wind and Anna Karenina.
She had ordered herself high heeled shoes and large yellow pants and she used to sing Abba and Danny Osmond’s songs in front of the mirror.
Her dad was an adventurous, nature lover soul. He injected her the love and appreciation for nature and he used to whisper “Time is Gold”. They used to get into the car and just set on a road trip with no destination and they used to discover beautiful landscape and river and they would immerse their feet in the cold water of the river and he used to whisper “Live the moment as when its gone, it will never come back.” And the moment was gone....
She experienced many huge events as war, revolution, change, and saw for herself that how world was changing and how life can be changed to the better or worse, but her mum used to tell her there is blessing from one event to another. So she learned to never lose hope.
Hi!
I got carried away to give you a glimpse of who I really am. That little girl grew up. I stayed in France, Nice after Iran for some months and learned a little French. I also stayed in Moscow for one and a half years. I speak English, Turkish, Persian fluently and I know some French and Russian, too.
Destiny brought me to Turkey. I studied ELT in METU and there I was so much mesmerized by literary world and the words. Later on, I started studying words and phrases in English and the passion of writing burst like a volcano and I started to write poetry and articles for an online magazine called “songsopotek”. I recieved so many kind support from my readers and encouraged to write more. I noticed how powerful words are and I decided to use them to express myself, love, and life in general. I am inspired by the poet Sylvia Plath and her tragic life story. I believe my poems are deep, genuine and real. I like my readers to decipher the codes hidden and I think that is the thrill of it.
I have been a teacher for many years and I am currently working as an English teacher. I am so much in love with children and their world. And I get utmost joy in teaching them about life.
There was an unextinguishable desire in me to pursue art so I learned dancing in Tan Sağturk and in other places for 4 years. I also attended a Turkish Folk singing course for one year.
Painting came after writing and I started taking lesson from a valuable art teacher of Mimar Sinan University at Taksim Art and with the encouragement of my teacher and other artist friends, I improved myself. I am still getting art education. Most of my paintings are reproduction of Şefik Bursalı and French artist Piere Bonnard whom I admire a lot. I also did my own work “Amours a Paris” and “Stolen Kiss”. My paintings are colourful and happy on the surface with a hidden sadness. I like to exhibit both feelings in my art and intensify its naturality. I can’t wait to do my own work more in the near future with your support. I love travelling and discovering new places. I find lots of ingredients for my poetry and paintings when I travel. In my page, I’d like to share with you my two passions: Poetry and Painting and sometimes blogs about our daily life questions.
Benim Yolum Hayaldir
Bir zamanlar küçük bir kız yaşardı. Saçları kumral, gözleri büyük ve siyah. Bu küçük kız Rezaiye (Ourmia) /Iran daki bir şehirin lale tarlasında umarsızca koşardı. Bu kızın dikkatini kelebeklerin rengi, karıncaların bıraktığı iz ve küçük tepelerin temiz havası fena dağıtırdı. Bu kız o kadar yufka yürekliydi ki lale yaprakların elinde dağılmasına acayip üzülürdü ve bunun adil olmadığını düşünürdü. Bu kızın hayallerini şeytanlar ve periler süslerdi. Ve hayatı boyunca olağanüstü anlaşılması zor olaylara şahitlik etti ve pek anlam veremedi.
Bu küçük kız her gece küçük süs havuzu olan minik bahçeye bakan yatak odasında Frank Sinatra nın “My Way” şarkısını dinleyip yıldızların ona göz kırptığını izlerdi. Nerden bilebilirdi ki bir gün Frank Sinatra nın yolu onun yolu olacaktı. Her gece hayalinde bir kıral’la dans ederdi ve kendini bazen prensesler ve prenslerin arasında görürdü; bazende Tom Sawyer ve P**i nin maceralarında yer alırdı.
Onun bir yakın arkadaşı vardı. Bazen yakın arkadaşının oyuncak dolu odasına girip hikayeler uydururlardı. Bazende kitaptaki hikayelerden tiyatrolar yaratıp oynarlardı. Onun bir çocuk grubu vardı ve bazen bu çocuk gruplarla dünyayı ve çevreyi nasıl kurtarırız diye planlar yaparlardı.
Çok yakın arkadaşıyla kararlaştırmışlardı 18 yaşında evden kaçıp dünyayı gezeceklerdi. Bu hayal gerçekleşmedi ama o büyüdüğünde bir çok yere seyahat edip ve böylece bir insanın kıstlı yerinden kendini aşıp farklı yerlere gidebilmesinin onun düşüncesini nasıl aydınlatacağını fark etti.
Bu küçük kızın ilgi alanları müzik, edebiyat ve danstı. Küçükken babasının büyük kütüphanesinde Tolstoy, Balzak, Aziz nesin, Turganofun kitaplarının arasında kendinden geçerdi ama onun en favori kitabı Margaret Mitchelin Rüzgar gibi geçti ve Tolstoyun Anna Karenina kitabıydı.
Bu kız kendine topuklu ayakkabı ve bol sarı bir pantalon sipariş edip aynanın karşısına geçip Abba nın şarkılarını söylerdi.
Babası tam bir doğa severdi ve bu özelliğini çocuklarına da aşılamıştı. Babasının maceracı tarafı da vardı. Bu maceracı babayla zaman zaman arabaya atlayıp varış noktası olmayan bir geziye çıkıp yeni yeşil alanlar ve nehirler keşif ederlerdi. Babası ona her zaman fısıldardı: “Zaman altın değerindedir” sonra ayaklarını serin sulara koyduğunda babası ona derdi ki “Bak şu anın değerini bil çünkü şu an gidince bir daha gelmeyecek” ve o an gerçekten de gitti ve geri gelmedi.
Bu küçük kız savaş, devrim, değişiklik gibi boyundan büyük olayları tecrübe etti. Bu sayede anladı ki hayat sabit değil ve bazen insan hayatı daha kötüye veya daha iyiye değişebilir. Annesi ona hep derdi ki bir olaydan öteki olaya geçince mutluluk vardır ve bu sayede hiç umudunu kaybetmedi.
Merhaba
Sayfama hoş geldiniz. Kusura bakmayın gerçek beni anlatırken kendimi cümlelerde kaybettim. Ben Irandan sonra Fransa nın Nice kentinde bir kaç ay kalıp Fransızca öğrendim. Ayrıca Rusya Moscova’ da bir buçuk yıl yaşadım. Şu anda İngilizce, Türkçe, Farsçayı akıcı konuşabiliyorum. Bir miktar Fransızca ve Rusça bilgimde var.
Ve kadar beni sonra Turkiyeye getirdi. Ankara ÖDTÜ de ingilizce öğretmenlik bölümünü okurken ingiliz edebiyatıyla tanıştım ve edebiyat ve Ingilizce kelimeler beni büyüledi. Böylece ingilizce kelimeleri ve kalıpları çalışmaya başladım. Yazrlık aşkı okadar güçlüydüki bir volkan gibi patladı ve ben Songsopotek online dergisine şiir, ve kısa makaleler yazmaya başladım. Okuyucularımdan takdir ve destek almaya başlayınca, kendimi bu konuda dahada geliştirmeye karar verdim. Böylece anladım ki kelimelerin ne denli güç sahibidir ve ben bu kelimeleri kullanarak kendimi, aşkı ve hayatı ifade etmeye başladım. Benim en favori şairim Sylvia Plathdir ve onun trajik hayatı beni çok etkilemiştir. Şiirlerimin gerçek, güçlü ve derin olduğunu düşünüyorum. Okuyucularımın şiirimin içinde yerleştirdiğim kodları çözmeleri bana ayrıca bir heyecan veriyordur.
Yıllardır İngilizce öğretmeni olarak çalıştım ve halen bir özel okulda çocuklara ingilizce öğretiyorum ve çocukları inanılmaz çok seviyorum ve onlara her daim hayat hakkında anlatmak bana inanılmaz kıvanç veriyor.
İçimde yıllardır sönmeyen bir sanat aşkı vardı. Bu beni hep sevdiğim dansa itti ve Tan Sağturk ve başka dans kurslarında 4 yıl dans etmeyi öğrendim sonrada 1 yıl Türk halk müziği dersi aldım.
Yazarlıktan sonra resim benim ikinici aşkım oldu ve Taksim Sanatta, Mimar Sinanda değerli bir ressamdan ders almaya başladım ve kendimi geliştirdim. Halen aynı kurumda ders alıyorum. Eserlerimin çoğu Şefik Bursalı ve Piere Bonnardın resimlerinden yaptığım yorumlardır. Ayrıca kendi resimlerimi “Stolen Kiss” ve “ Amours a Paris” yi yaptım. Resimlerim çok renkli ve mutludur ama içinde bir hüzünde var. Bunula anlatmak istediğim şey mutluluk ve mutsuzluğunun dengesi ve bu duyguların ne kadar doğal olmalarıdır. İlerde sizlerin desteğiyle hedefim daha çok kendi resimlerimi yapabilmektir. Yurtdışı ve yurtiçine çok seyahat ediyorum ve bu seyahatler içerisinde yazılarım ve resimlerim için malzeme biriktiryorum. Bu sayfada ve Web sayfamda sizinle iki tutkumu: Şiir ve Resim paylaşmak istiyorum. Ayrıca ilerde bu sayfada hayat sorularına dair bloglarda bulabilecekssiniz