25/02/2024
Tarih 2 Nisan 1948... Bulgar sınırında bir adam... Kıştan kalma bir taşın üzerine çökmüş; gözleri, ağırlığının bilmem kaç katını taşımaya çabalayan bir karıncaya takılıyor. 'Ne de çok benziyoruz' diye geçiriyor içinden. Ötesi bilinmezlik olan bu yolda, elleri, eksik bir umudu aralıyor, bedeninden ayrılıp. Bekliyor... Bir adım daha, bir adım daha atacakken... Nasıl aldırmaz gönül söyleyin? Şiirin, sözün vurulmasına... Nasıl yanmaz insan, cezası 'milli hisleri tahrik' indirimine uğrayıp, serbest bırakıldığını düşündükçe katilinin? Görün içimdekini: Yok etmeye programlı insanların ülkesinde, ölerek bir yaşam biçimine dönüşmektir bu olsa olsa. Toprağa düşen kırık bir gözlük, şimdi her şeyden arta kalan. Ve onlarca yıl bile geçse okunacak romanlar, öyküler, şiirler... Bir sevda adamının kaleminden dökülen binlerce satır. Her satırda, haksızlığa, dayatmalara, zorbalığa başkaldıran bir aydın. Tepemizdeki sırça köşklerin, insanlar isterse nasıl da bir çırpıda tuzla buz olabileceğini her yolla anlatan bir vatansever. Sabahattin Ali... Çıplak ve soğuk koğuşlarda, yalayıp dururken duvarları dalgalar, içini kağıda 'görecek günler var daha' diye döken umuda aşık bir adam... Şimdi her gece, ayın şavkı vurduğunda düştüğüm yollara, elimden tutuyor yazdıkların. Adını alıp geleceğe ekledigimden beri, bir bir azalıyor karanlıklarım...
Gültekin Tezcan...
İyi ki geçtin bu dünyadan...