Sanat Tarihi Platformu

Sanat Tarihi Platformu İçeriklerimiz kes kopyala yapıştır ya da alıntı yaparak paylaşılamaz.

Bu sayfa 2018 yılından itibaren Sanat Tarihi konusunda sosyal medya içerik üreticisi olarak özgün yazı ve güncel haberleri içermektedir.

Ankara Ulus Zafer Anıtı \ Heinrich Krippel 1925-1927Yenigün gazetesinin önderliğinde halk tarafından yaptırılan heykel y...
30/08/2026

Ankara Ulus Zafer Anıtı \ Heinrich Krippel 1925-1927

Yenigün gazetesinin önderliğinde halk tarafından yaptırılan heykel yapıldığı günden bugüne törenlerin yapıldığı, Ankaranın sembol anıtlarından biri olmuştur.

Heykel grubunu; zeminde üç heykel, iki kurt başı ve yüksek kaide üzerinde atlı Atatürk heykeli oluşturmaktadır. Atatürk mareşal üniforması içerisinde, zafer kazanılan meydan muharebesinin yapıldığı yerden adını alan atı Sakarya’nın üzerindedir. Sakarya’nın dört ayağı yere basar konumda ve başı binicisinin emrini bekler biçimde boyun eğmiş halde tasvir edilmiştir. Atatürk Başkent Ankara’nın cumhuriyetin yüzü TBMM yapılarına doğru bakmaktadır.

Heykel grubunun alt ve ön bölümdeki iki askerden biri düşmanı gözetlemekte, diğeri arkadaşlarını savaşa çağırır haldedir. Arka bölümdeki heykelde bir kadın figürü sırtında top mermisi taşımaktadır. Bu heykel ulusal dayanışmanın kahramanlarından Kara Fatma başta mücadelenin topyekün olduğunu simgelemektedir.

Kaidenin zemininde heykelden farklı olarak yerel andezit taşına yontulmuş, altında kurnası olan ve Ergenekon Destanı’nı simgeleyen iki adet kurt başı bulunmaktadır.

Anıt kaidesinde bulunan kabartmalarda; sol yüzde Türk bayrağını selamlayan Türk askerleri, sağ yüzde ise Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nde Atatürk ve askerler tasvir edilmiştir. Kaidenin arkasında yer alan nişe, kökleri dışarı uzanan, bir dalı kırılmış ve kırık dalın içinden filizlenen bir hayat ağacı motifiyle cumhuriyet simgelenmiştir.

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

Tanrı Kralın Tanrılarla Tokalaşması Kommagene Kralı I. Antiokhos, tanrı Herakles ile el sıkışırken betimlenir. Bu sahney...
24/08/2026

Tanrı Kralın Tanrılarla Tokalaşması

Kommagene Kralı I. Antiokhos, tanrı Herakles ile el sıkışırken betimlenir. Bu sahneye sanat tarihinde dexiosis denir.

Buradaki el sıkışma sıradan bir selamlaşma değildir. Kralın tanrı tarafından kabul edildiğini ve iktidarının tanrısal bir temele dayandığı görselleştiriyor.

Stelin arkasındaki uzun nomos (kutsal yasa) yazıtı ise kutsal alanda yapılması gerekenleri belirler: Tanrılara saygı gösterilmesi, sunuların yapılması ve kutsal alanın korunması istenir. Yazıt, kurallara uyanların tanrıların lütfuna erişeceğini; kutsala saygısızlık edenlerin ise cezalandırılacağını bildirir.

Antiokhos’un amacı yalnızca kendisini tanrılarla yan yana göstermek değildir. Yunan ve İran geleneklerini Kommagene’nin ortak dinsel sistemi içinde birleştiren bir krallık anlayışı kurar.

Bu nedenle Zeugma’daki tokalaşma, tek bir hareketle iktidar, din ve kralın meşruiyetini anlatır.

Yaratılış → Cennetten kovulma → Cennete dönüş.İlk sahnede Tanrı figürünü melekler tarafından taşımaktadır. Tanrı kozmik ...
16/08/2026

Yaratılış → Cennetten kovulma → Cennete dönüş.

İlk sahnede Tanrı figürünü melekler tarafından taşımaktadır. Tanrı kozmik kürenin üzerinde evreni yaratmış son halka üzerinde sağ el işaret parmağıyla adeta son dokunuşları yapmaktadır. Son katmana dikkatli bakarsak mavi halka içerisinde yıldızlar ile burçlar işlendiği görülmektedir. Kürenin içerisinde dönemin evren anlayışındaki elementler, gezegenler yer almaktadır. Yani burada yalnızca Dünya değil, bütün kozmos yaratılmıştır Tanrı tarafınan.

Hemen ardındaki sahnede; Adem ile Havva cennetten çıkarılıyor/ kovuluyor. Altın meyvelerle dolu ağaçlar ve dört nehir, Kutsal Kitap’taki cennet bahçesini tanımlıyor. Onları dışarı çıkaran melek ise alışılmış melek tasvirlerinden farklı olarak Adem ve Havva gibi çıplak betimlenmiş.

İkinci panelde ise hikaye tersine dönüyor. Bu kez cennetin kapıları insanlara açılıyor. Çiçekler, hayvanlar ve meyve ağaçları arasında insanlar sevdiklerine kavuşuyor, birbirlerine sarılıyor.

Sanatçı Giovanni di Paolo bu ikili tabloda inançlı hristiyanlar için cenneti görselleştiriyor. Cennetten kovulma sahnesindeki çıplak melek cennette kavuşma sahnesinde giyinik hale geliyor ve cennetin vurgusu kavuşma 🫂 halini alıyor.

1445 tarihli bu tabloki Tanrı figürü ve kurgusu size de Michelangelo’nun ünlü Sistine Şapeli Adem’nin Yaratılışı sahnesini anımsatıyor mu?

Cennet Kuşları: Tavus Kuşu Bizans Tasvirleri Karşılıklı duran tavus kuşları ve aralarındaki su kabı (kantharos), Geç Ant...
16/08/2026

Cennet Kuşları: Tavus Kuşu Bizans Tasvirleri

Karşılıklı duran tavus kuşları ve aralarındaki su kabı (kantharos), Geç Antik Çağ ve Erken Bizans sanatında sık karşılaşılan bir kompozisyondur.

Bu sahne, refrigerium kavramıyla ilişkilendirilir. Basitçe ölümden sonra ruhun huzura ve ferahlığa kavuşması düşüncesini ifade eder. Tavus kuşu cennet, ölümsüzlük ve yeniden diriliş ile ilişkilendirildiği için bu sahnede tercih edilmiştir. Tavus kuşu, etinin geç çürümesinden dolayı Antik çağlardan itibaren ölümsüzlüğün simgesi olarak görülmüştür.

Tavus Kuşu tasvirleri yalnızca mezarlarda görülmez. Lahitlerde ve mezar yapılarında ölüm sonrası yaşamı anlatırken; kiliselerde, mozaiklerde, mermer levhalarda, ambon ve mimari süslemelerde cennet ve sonsuz yaşam fikrini ifade eden bir bezeme olarak da kullanılmıştır.

Fotoğraftaki Konya Arkeoloji Müzesi örneğinde de iki tavus kuşu, ortadaki kaptan su içerken betimlenmiştir. Böylece küçük bir süsleme içinde ölüm, cennet ve sonsuz yaşam düşüncesi bir araya getirilmiştir.

Daha fazla bu konuda bilgi almak isterseniz Prof Dr Ebru Parman hocamın “Bizans Sanatında Tavus kuşu İkonografisi” makalesini okumanızı tavsiye ediyorum.

KARAHANTEPE | TAŞ TEPELERGöbeklitepe’yi artık hepimiz biliyoruz. Ancak Şanlıurfa çevresindeki Taş Tepeler, Neolitik döne...
15/08/2026

KARAHANTEPE | TAŞ TEPELER

Göbeklitepe’yi artık hepimiz biliyoruz. Ancak Şanlıurfa çevresindeki Taş Tepeler, Neolitik dönemin tek bir merkezden ibaret olmadığını gösteren çok daha büyük bir hikayeyi ortaya çıkarıyor.

Karahantepe’yi diğer alanlardan ayıran en dikkat çekici buluntulardan biri, T biçimli dikmelerin bazılarında insan yüzünün açıkça işlenmiş olmasıdır. Gözler, burun ve ağız gibi yüz özelliklerinin taşa verilmesi, bu anıtsal dikmelerin insan biçimli tasvirlerle ilişkisini çok daha görünür hale getiriyor.

Bu keşif, Göbeklitepe ve diğer Taş Tepeler’deki T biçimli dikmelerin insan formunu yansıttığını gösteriyor. Taş tepelerdeki bilimsel kazı çalışmalarındaki her yeni gün, her yeni buluntu daha önce bildiklerimizin anlamını yeniden değerlendirmemize neden oluyor.

İşte Taş Tepeler’in en önemli tarafı da bu: Her alan yalnızca kendi hikayesini değil, Neolitik toplumu anlamamıza katkı sağlıyor.

Yolunuz Şanlıurfa’ya düşerse Göbeklitepe, Karahantepe, Sayburç ve Sefertepe’yi birlikte görmenizi öneriyorum.

Malzemesini Denizden Alan Geleneksel Süsleme; Sefef & BağaOsmanlı ahşap işçiliğinde kullanılan sedef ve bağa, denizden e...
14/08/2026

Malzemesini Denizden Alan Geleneksel Süsleme; Sefef & Bağa

Osmanlı ahşap işçiliğinde kullanılan sedef ve bağa, denizden elde edilen iki doğal malzemeydi.

Sedef, istiridye ve bazı midye türlerinin kabuğunun içindeki parlak tabakadan elde edilir. Kabuk kesilir, inceltilir ve küçük parçalar hâlinde ahşaba açılan yuvalara yerleştirilir. Sedefin beyaz, pembe, mavi ve yeşil gibi renkler gösteren parlaklığı, malzemenin kendi doğal özelliğidir.

Bağa ise özellikle deniz kaplumbağalarının kabuğundan elde edilirdi. Sarı, bal rengi, kızıl, kehribar ve kahverengi damarları doğaldır. Isıtıldığında yumuşadığı için şekillendirilebilir ve kakmada kullanılabilirdi.

Ustalar bazen bağanın yarı saydam özelliğinden yararlanarak altın varakla birlikte kullanır, böylece kabuğun damarları altın ışığıyla parlatılırdı.

Bu iki malzeme ahşaba kakma tekniğiyle yerleştirilerek saray mobilyalarından rahlelere, kapılardan sandıklara kadar birçok eseri süsledi.

Bugün ise bağa kullanımı, malzemenin elde edildiği deniz kaplumbağalarının korunması nedeniyle artık yapılmıyor.

Görsellerdeki sedef & bağa süsleme Eminönü Yeni Cami Hünkar Kasrına aittir.

Amasya Bimarhanesi Taç Kapısı / İlhanlı DönemiBimarhane, Orta Çağ İslam dünyasında hastaların tedavi edildiği darüşşifa ...
11/08/2026

Amasya Bimarhanesi Taç Kapısı / İlhanlı Dönemi

Bimarhane, Orta Çağ İslam dünyasında hastaların tedavi edildiği darüşşifa anlamına gelir. Amasya Bimarhanesi ise 1308’de İlhanlı hükümdarı Olcaytu döneminde inşa edilen, Anadolu’daki önemli İlhanlı yapılarından biridir.

Yapının en dikkat çekici bölümü taçkapısıdır. Taçkapı yalnızca yapıya giriş sağlayan bir kapı değildir; anıtsal ölçüsü ve yoğun bezemesiyle yapının kimliğini dışarıdan ilan eden mimari unsurdur.

Amasya Bimarhanesi’nin taçkapısında Selçuklu geleneğinin İlhanlı döneminde kazandığı daha plastik ve yoğun süsleme anlayışını görmek mümkündür. Taş yüzeyden belirgin biçimde yükselen palmet ve rumi kompozisyonları, derin oyulmuş mukarnaslar ve ışınsal düzenlemeler, bezemeye neredeyse heykelsi bir görünüm kazandırır.

Özellikle yüksek kabartma tekniği, İlhanlı döneminin Anadolu’daki taş işçiliğinde dikkat çeken özelliklerinden biridir. Süsleme artık yalnızca yüzeyi doldurmaz; ışık ve gölgeyle çalışan üç boyutlu bir etkiye dönüşür.

Bu nedenle Bimarhane’nin taçkapısı, Selçuklu bezeme mirasının İlhanlı döneminde nasıl yeniden yorumlandığını görmek için önemli bir örnektir.

Dişinizin İçinde Bir Solucan Yaşadığına İnanılırdı!Yaklaşık 4.000 yıl boyunca, Mezopotamya’dan Orta Çağ Avrupa’sına kada...
02/08/2026

Dişinizin İçinde Bir Solucan Yaşadığına İnanılırdı!

Yaklaşık 4.000 yıl boyunca, Mezopotamya’dan Orta Çağ Avrupa’sına kadar uzanan geniş bir coğrafyada, diş ağrısının sebebinin dişin içinde yaşayan bir “diş solucanı” olduğuna inanılıyordu.

Bu inanışın bilinen en eski kaynağı, British Museum’da bulunan Akadca çivi yazısına dayanır. Metinde, yaratılıştan sonra ortaya çıkan solucan tanrılardan insan dişlerinin arasına yerleşmek için izin ister; diş etiyle beslenmek ve diş köklerini kemirmek istediğini söyler. Diş ağrısının kökeni de bu efsaneyle açıklanır.

Buna benzer düşünceler yüzyıllar boyunca yaşamaya devam etti. Orta Çağ el yazmalarında dişin içinde yaşayan solucanlar, hatta canavar biçimli yaratıklar resmedildi. Bu minyatürler, gerçek bir canlıyı değil; nedeni bilinmeyen ağrıyı görünür hale getirme çabasını yansıtır.

Bir Yaprak, İki Heykel: Sansürlenen Çıplaklık mı, Sanat mı?1857’de Kraliçe Victoria, Michelangelo’nun Davut heykelinin a...
30/07/2026

Bir Yaprak, İki Heykel: Sansürlenen Çıplaklık mı, Sanat mı?

1857’de Kraliçe Victoria, Michelangelo’nun Davut heykelinin alçı kopyasını görünce figürün çıplaklığını uygunsuz buldu. Oysa Davut, İncil’deki en önemli kahramanlardan biri olmasına rağmen Michelangelo onu bilinçli olarak çıplak betimlemişti. Çünkü Rönesans sanatında çıplak beden, ahlaksızlığın değil; kusursuz insanın, cesaretin ve ilahi yaratılışın simgesiydi. Kraliçe’nin ziyareti için heykele kancalarla takılıp çıkarılabilen alçı bir incir yaprağı eklendi.

Yaklaşık doksan yıl sonra aynı çözüm Türkiye’de de karşımıza çıktı. 1947 tarihli Malatya Atatürk Anıtı’nda, Hakkı Atamulu ve Nejat Sirel’in yaptığı genç erkek figürünün mahrem bölgesine, dönemin ahlak anlayışı doğrultusunda bronz bir incir yaprağı eklendi.

İlginç olan, iki heykelde de aynı sembolün seçilmiş olmasıdır: İncir yaprağı. Bunun nedeni estetik değil, ikonografiktir. Tevrat’ın Yaratılış bölümünde Adem ile Havva’nın çıplaklıklarını incir yapraklarıyla örtmesi, yüzyıllar boyunca Batı sanatında incir yaprağını çıplaklığı gizlemenin evrensel sembolü hâline getirmiştir. Bu yüzden hem Michelangelo’nun Davut’u hem de Malatya Atatürk Anıtı’ndaki figür, aynı yaprakla örtülmüştür.

Antik Çağ’dan Rönesans’a kadar sanatçıların amacı çıplaklığı göstermek sergilemek değildi. İdeal insanı göstermekti. Antik dönemde tanrı, kahraman ve atletler çıplak betimlenirdi; çünkü beden, gücü, gençliği, erdemi (arete) ve kusursuzluğu görünür kılan bir dildi. Michelangelo da Davut’u aynı geleneğin devamı olarak yonttu.

Sanat tarihçisi Kenneth Clark’ın dediği gibi, “çıplak olmak” ile “sanatsal çıplak” aynı şey değildir. Biri giysisiz bedeni anlatır; diğeri sanatçının insanı en kusursuz hâliyle ifade etme biçimidir.

Belki de hem Londra’da hem Malatya’da eklenen o küçük incir yaprağı, bedeni değil; sanatsal çıplaklık ile gündelik çıplaklık arasındaki farkın anlaşılamadığını gösteren en çarpıcı simgedir.

Yorum yazmadan önce‼️ heykel ile put kavramını karıştırıyor ya da hiç bilmiyorsanız, sanat ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir yorum yapacaksanız o yorum yapma yeri burası değil.

Address

Side
07330

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Sanat Tarihi Platformu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Establishment

Send a message to Sanat Tarihi Platformu:

Shortcuts

Share