Sanat Tarihi Platformu

Sanat Tarihi Platformu İçeriklerimiz kes kopyala yapıştır ya da alıntı yaparak paylaşılamaz.

Bu sayfa 2018 yılından itibaren Sanat Tarihi konusunda sosyal medya içerik üreticisi olarak özgün yazı ve güncel haberleri içermektedir.

Hristiyan Adının İlk Kez Duyulduğu Yer: Saint Pierre Kilisesi Hatay Antakya’da, Habib-i Neccar Dağı’nın (antik çağda Sil...
15/06/2026

Hristiyan Adının İlk Kez Duyulduğu Yer: Saint Pierre Kilisesi

Hatay Antakya’da, Habib-i Neccar Dağı’nın (antik çağda Silpius Dağı) eteklerinde yer alan Saint Pierre Kilisesi, Hristiyanlığın en erken ibadet mekanlarından biri kabul edilir. Hristiyan geleneğine göre Aziz Petrus burada vaaz vermiş, ilk cemaatlerden biri bu mağarada toplanmıştır. Yeni Ahit’te geçen “Hristiyan” adının da ilk kez Antakya’da kullanıldığı bilinmektedir.

Doğal bir mağaranın ibadet mekanına dönüştürülmesiyle oluşan yapı, kaya içine oyulmuş sunak bölümü ve arka kısmındaki kaçış tüneli olduğu düşünülen bölümle dikkat çeker. Günümüzde görülen cephe büyük ölçüde Haçlılar dönemindeki düzenlemelerin izlerini taşımaktadır.

Kilisenin bulunduğu Habib-i Neccar Dağı, farklı inançlar açısından da önemlidir. Antik Çağ’da Silpius Dağı olarak bilinen bu yükselti, Antakya’nın akropolüne ve kutsal alanlarına ev sahipliği yapıyordu.Hristiyanlıkta Aziz Petrus ile ilişkilendirilirken, İslam geleneğinde Kur’an’da adı geçen Habib-i Neccar kıssasıyla bağlantılı olduğu kabul edilir. Bu özelliğiyle bölge, yüzyıllardır farklı inançların ortak hafızasında yer alan kutsal alanlardan biridir.

Erzurum Üç Kümbetler / Hayvan ve Bitkisel Motifleri 12. yüzyıla tarihlenen Emir Saltuk Kümbeti, Erzurum’daki Üç Kümbetle...
14/06/2026

Erzurum Üç Kümbetler / Hayvan ve Bitkisel Motifleri

12. yüzyıla tarihlenen Emir Saltuk Kümbeti, Erzurum’daki Üç Kümbetler topluluğunun en eski yapısıdır. Anadolu’da figürlü taş süslemelerin en erken ve en dikkat çekici örneklerinden birini barındırır.

Kümbet üzerinde görülen figürler:

▪️ Çift başlı kartal
▪️ Birbirine dolanmış çift ejder
▪️ Tavşan figürleri
▪️ Yırtıcı kuş tasvirleri
▪️ Boğa başı
▪️ İnsan yüzü (maske)

Bitkisel bezemeler:

▪️ Hayat ağacı
▪️ Palmet motifleri
▪️ Rumiler
▪️ Kıvrık dal kompozisyonları

Özellikle çift başlı kartal, ejder ve hayat ağacının birlikte kullanılması, Büyük Selçuklu ve Orta Asya sanat geleneğiyle ilişkilendirilmektedir. Tavşan ve ejder figürleri nedeniyle bazı araştırmacılar kümbetin figür programını 12 Hayvanlı Türk Takvimi geleneğiyle bağlantılı değerlendirmiş olsa da bu görüş kesin kabul görmemektedir.

Taşa İşlenen İmza: Monogramlı Sütun Başlıkları /İstanbul Arkeoloji Müzesi Bahçesinden Bir Örnek Doğu Roma /Bizans dönemi...
14/06/2026

Taşa İşlenen İmza: Monogramlı Sütun Başlıkları /
İstanbul Arkeoloji Müzesi Bahçesinden Bir Örnek

Doğu Roma /Bizans dönemine tarihlendirilen monogramlu sütun başlığı, yalnız mimari taşıyıcı olarak değil, aynı zamanda dönemini belgeleyen bir çeşit imza özelliği taşır. Akanthus yaprakları arasına işlenen monogram, yapının banisini ya da imparatorluk himayesini gösteren sembolik bir imza niteliğindedir.

Monogram, bir kişinin adını oluşturan harflerin iç içe geçirilmesiyle oluşturulan sembolik yazı düzenidir. Bizans sanatında özellikle sütun başlıkları, lento ve mimari bloklar üzerinde sıkça kullanılmıştır.

Özellikle 6. yüzyılda yaygınlaşan bu uygulama, Bizans sanatında yazı ile süslemenin birleştiği önemli örneklerden biridir. Böylece sütun başlığı, taşıyıcı bir mimari eleman olmanın ötesinde, yapının tarihini ve sahibini anlatan bir belgeye dönüşmüştür. İstanbul’da en bilinen örnekleri Ayasofya’da bulunur.

Taşa ajur tekniğinde işlenmiş yapraklarla süslü sütun başlığının merkezindeki tasarım imzalar dönemin güçlü isimlerini bugüne taşımaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzesini henüz gezmediyseniz yakında güzel bir haberle karşınızda olacağız. Müze gezilerimiz başlıyor 🤗 beraber keşfedeceğimiz çok detay var… Takipte kalın 😉

13 Haziran Müzeciler Günü: Asar-ı Atika’dan Günümüze“Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihi olay...
13/06/2026

13 Haziran Müzeciler Günü: Asar-ı Atika’dan Günümüze

“Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanımak ve onlara sahip çıkmaktan geçer.”
— Mustafa Kemal Atatürk

Türkiye’de 13 Haziran, 1891 yılında kapılarını açan İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin (dönemin Asar-ı Atika Müzesi) kuruluş tarihi anısına Müzeciler Günü olarak kutlanmaktadır.

Osmanlı Devleti’nde eski eserlerin korunmasına yönelik ilk müzecilik çalışmaları, eserlerin çeşitli yapılarda muhafaza edilmesiyle başlamıştır. Bu süreçte Aya İrini, Çinili Köşk ve Yedikule gibi yapılar depo ve sergileme mekânı olarak kullanılmıştır. Özellikle Çinili Köşk, modern müze binası inşa edilinceye kadar Osmanlı müzeciliğinin merkezi olmuştur.

1881 yılında müze müdürlüğüne getirilen Osman Hamdi Bey, gerçekleştirdiği kazılar, hazırladığı Asar-ı Atika Nizamnameleri ve eser kaçakçılığını önlemeye yönelik çalışmalarıyla Türk müzeciliğinin kurucu isimlerinden biri kabul edilir. Sayda kazılarında ortaya çıkarılan ve bugün müzenin en önemli eserleri arasında yer alan İskender Lahdi gibi buluntuların İstanbul’a getirilmesi, yeni bir müze binasının yapılmasını zorunlu hale getirmiştir.

Mimar Alexandre Vallaury tarafından tasarlanan Asar-ı Atika Müzesi, 13 Haziran 1891’de açılmış ve Türkiye’nin ilk özel müze binası olarak tarihe geçmiştir.

Geçmişi koruyan, belgeleyen, araştıran ve gelecek kuşaklara aktaran tüm müzecilerin, müze uzmanlarının, restoratörlerin, konservatörlerin, sanat tarihçilerinin ve arkeologların 13 Haziran Müzeciler Günü kutlu olsun.

Nuri İyem Köylü Kadınlar Nuri İyem (1915–2005) Anadolu kadınlarını konu alan portreleriyle tanınır. Sanatçının köylü kad...
13/06/2026

Nuri İyem Köylü Kadınlar

Nuri İyem (1915–2005) Anadolu kadınlarını konu alan portreleriyle tanınır. Sanatçının köylü kadınları, belirli kişilerin portreleri olmaktan çok Anadolu insanını temsil eden simgesel figürlerdir.

İyem, 1940’lı yıllarda ortaya çıkan Toplumsal Gerçekçilik akımı içinde yetişmiştir. Toplumsal gerçekçi sanatçılar; sarayları, mitolojik kahramanları veya ideal güzellikleri değil, gündelik yaşamı, işçileri, köylüleri, yoksulları ve toplumun gerçek sorunlarını konu edinmiştir. Amaç, yaşamın olduğu gibi gösterilmesidir.

Bugün en çok tanınan köylü kadın portreleri, 1950’lerden sonra geliştirdiği daha kişisel bir üsluba aittir. Bu resimler toplumsal gerçekçilikten tamamen kopmaz; çünkü konu yine Anadolu insanıdır. Fakat amaç artık sosyal sorunları anlatmaktan çok, Anadolu kadınının yüzünü, kimliğini ve ifadesini öne çıkarmaktır.

Resimlerindeki kadınlar gösterişli mücevherler ya da aristokrat kıyafetler içinde değil; sade giyimli Anadolu kadınlarıdır. Ancak sanatçı onları yalnızca bir köylü olarak değil, güçlü bir birey olarak ele alır.

Nuri İyem’in kadın portrelerinin en dikkat çekici özelliği büyük ve doğrudan izleyiciye bakan gözlerdir. Sanatçı yüzü ayrıntılı işlerken arka planı sade bırakır. Böylece bütün dikkat figürün bakışına yönelir. Bu bakışlar kimi zaman hüzünlü, kimi zaman düşünceli, kimi zaman da sessiz ama kararlı bir ifade taşır.

1950’lerden itibaren Anadolu’dan kentlere yaşanan yoğun göç süreci de sanatçıyı etkilemiştir. İyem’in kadınları yalnızca köy yaşamını değil, değişen Türkiye’nin hafızasını da yansıtır. Bu nedenle onun portreleri, bir yüz resminden çok bir dönemin sosyal tarihinin görsel belgeleri olarak değerlendirilmektedir.

Bu eseri bugün İstanbul Modern koleksiyonunda sergilenmektedir.

Otlukbeli’nde Vefat Eden Akkoyunlu Şehzadesi: Zeynel Bey Kümbeti1473 yılında Erzincan yakınlarındaki Otlukbeli’nde Osman...
12/06/2026

Otlukbeli’nde Vefat Eden Akkoyunlu Şehzadesi: Zeynel Bey Kümbeti

1473 yılında Erzincan yakınlarındaki Otlukbeli’nde Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan karşı karşıya geldi. Savaş Osmanlı zaferiyle sonuçlandı; Akkoyunlu ordusunun önemli isimlerinden, Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey ise savaşta hayatını kaybetti.

Şehzadenin hatırası, savaş meydanında değil, Dicle kıyısındaki Hasankeyf’te yaşatıldı. Uzun Hasan tarafından yaptırıldığı kabul edilen Zeynel Bey Kümbeti, Akkoyunlu döneminin günümüze ulaşan en tanınmış anıt mezarlarından biridir.

15. yüzyılın son çeyreğine tarihlenen yapı; firuze ve kobalt mavisi sırlı tuğla bezemeleri, geometrik düzenlemeleri ve makıli (satrançlı kufi)yazı kuşaklarıyla dikkat çeker. Taçkapıdaki usta kitabesinde ise “Üstad Abdurrahmanoğlu Pir Hüseyin” adı okunmaktadır.

Yüzyıllar boyunca Dicle kıyısında yükselen kümbet, 2017 yılında Ilısu Barajı Projesi kapsamında bütün halinde taşınarak yeni yerine yerleştirilmiştir. Bugün Hasankeyf Yeni Kültürel Park Alanı’nda yer almaktadır. Müzekart ile ziyaret edilmektedir.

Akkoyunlu dönemine ait Zeynel Bey Kümbeti, mimari ve süsleme özellikleri bakımından özellikle Azerbaycan (Berde Türbesi, Karabağlar Kümbeti, Salmas Kümbeti vs.)’daki diğer mezar yapıları ile benzerlik taşımaktadır. Ayrıca, kubbe kuruluşu bakımından Timurlu mimarisini hatırlatan yapının üst örtüsü, Semerkant ve çevresindeki (Semerkant Şah Zinde Türbesi, Semerkant Bibi, )yapılar ile örtüşmektedir.Bu içerik ve görseller Sanat Tarihi Platformu sayfasına aittir.

Diyarbakır Melik Ahmed Paşa CamiDiyarbakır Beylerbeyi Melik Ahmed Paşa tarafından 1587-1591 yılları arasında yaptırılan ...
11/06/2026

Diyarbakır Melik Ahmed Paşa Cami

Diyarbakır Beylerbeyi Melik Ahmed Paşa tarafından 1587-1591 yılları arasında yaptırılan cami, siyah bazalt ve beyaz kalker taşın birlikte kullanıldığı Osmanlı dönemi eserlerindendir.

Yapının en dikkat çekici bölümlerinden biri minaresidir. Kare kaidesinde birbirine geçen sekiz kollu yıldızlardan oluşan geometrik bezemeler ile dışa taşkın kabara adı verilen süslemeler yer alır. Kabara etrafındaki bordür gök mavisi çinilerle taş içerisinde kakma tekniğiyle oluşturulmuştur.

Caminin en zengin süsleme programı ise iç mekanda mihrap çinilerinde görülür. Diyarbakır’da mihrabı bütünüyle çini kaplı tek cami olarak bilinen yapıda, mihrap nişi, sütunçeler, mukarnaslar ve bordürler çinilerle bezenmiştir. Harim duvarlarında da belirli bir yüksekliğe kadar çini kaplamalar devam etmektedir.

Mihrap çinilerinde; firuze, lacivert, yeşil, beyaz ve mor renkler kullanılmış; bezemelerde lale, rumi, hatayi, palmet, kıvrık dal ve vazodan çıkan çiçek kompozisyonlarına yer verilmiştir. Diyarbakır’da ortaya çıkarılan çini fırınları ve bölgedeki üretim geleneği nedeniyle, bu çiniler yerel üretim özelliklerinden olmasıyla sanat tarihi araştırmalarında özel bir yere sahiptir.Bu içerik ve görseller Sanat Tarihi Platformu sayfasına aittir.

Çölde Kaya Oyma Ölüler Şehri: Madain SalihMadain Salih (antik Hegra), Nebati Krallığı’nın güneydeki en önemli kentidir. ...
09/06/2026

Çölde Kaya Oyma Ölüler Şehri: Madain Salih

Madain Salih (antik Hegra), Nebati Krallığı’nın güneydeki en önemli kentidir. Başkent Petra’dan sonra krallığın en büyük kaya mezar topluluğu burada yer alır. Antik dönemde Arabistan’dan Akdeniz’e uzanan tütsü ve baharat ticaret yollarını kontrol eden Nebatiler, zenginliklerini bu çöl kentlerine yansıtmıştır.

MÖ 1. yüzyıl ile MS 1. yüzyıl arasında kumtaşı kayalara oyulan 100’den fazla anıtsal mezar günümüze ulaşmıştır. Petra’dan farklı olarak birçok mezarın üzerinde Nebatice yazıtlar korunmuştur. Bu yazıtlarda mezar sahiplerinin kimliği, mezarı açan veya zarar verenlere uygulanacak para cezaları yer almaktadır.

Bölge, İslam kaynaklarında adı geçen Semud kavmi ve Salih Peygamber anlatılarıyla ilişkilendirildiği için yüzyıllar boyunca lanetli kabul edilmiş, insanların gece konaklamaktan ve hatta yakınından geçmekten çekindiği bir yer olarak görülmüştür. Bu nedenle uzun süre terk edilen kent, anıtlarını büyük ölçüde koruyarak günümüze ulaştırmıştır.

2008 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan Madain Salih, Suudi Arabistan’ın listeye giren ilk kültürel mirasıdır.

Eros ve Psykhe’nin Ölümsüz Birliği & AşkıAntalya Nekropol Müzesinde yer alan lahit MS 3. yüzyıla tarihlendirilir. Lahdin...
06/06/2026

Eros ve Psykhe’nin Ölümsüz Birliği & Aşkı

Antalya Nekropol Müzesinde yer alan lahit MS 3. yüzyıla tarihlendirilir. Lahdin işlenmiş kısa yüzünde kanatlı Eros ve Psykhe (ruh) figürleri birbirine sarılmış halde betimlenmiştir. Yunan mitolojisinde Psykhe insan ruhunu, Eros ise ilahi aşkı temsil eder. Roma mezar sanatında bu ikili, ölümden sonra ruhun ölümsüzlüğe ulaşmasını ve ilahi birleşmeyi simgeleyen en yaygın tasvirlerden biridir.

Figürlerin omuzlarından sarkan girlandlar (çelenkler) incir, nar, meşe palamudu, üzüm ve çam kozalağı gibi meyve ve bitkilerden oluşturulmuştur. Antik mezar sanatında nar yeniden doğuşu, üzüm bereketi ve ölümsüzlüğü, kozalak ise yaşamın sürekliliğini simgeleyen unsurlar arasında yer alır.

Girland boşluğunda ağzında üzüm salkımı taşıyan bir kuş görülmektedir. Roma mezar ikonografisinde kuşlar çoğu zaman ruhun göğe yükselişini temsil eder. Bu nedenle lahitteki Eros-Psykhe çifti ile kuş betimi birlikte değerlendirildiğinde, kompozisyonun ölümden sonraki yaşama ve ruhun ilahi yolculuğuna gönderme yaptığı düşünülmektedir.

Lahdin uzun yüzünde de birbirinden farklı kuş betimlemeleri bulunmaktadır. Bu dönemde kuşlar yalnızca dekoratif bir öğe değil; ruhun bedenden ayrılışını, göğe yükselişini ve öteki dünyaya geçişini simgeleyen önemli bir sembolizmdir.

Address

Side
07330

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Sanat Tarihi Platformu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Establishment

Send a message to Sanat Tarihi Platformu:

Share