12/09/2026
Birkaç nesil öncesine kadar da, günümüzde olduğu gibi mağazalar veya dükkanlar yoktu. Dikiş, nakış bilenler evlerinde kendilerinin, çocuklarının kıyafetlerini dikerlerdi. Dikiş bilen yoksa mahalle terzilerine veya adıyla nam salmış terzilere gidilirdi. Kumaşlar seçilir, ölçüler alınır, siparişlerin hazır olacağı gün beklenirdi. Hele özel günlerde terziler gece gündüz çalışır, el emeği, göz nuru kıyafetleri yetiştirmeye çalışırlardı.
Seri üretimin başlamasından bu yana insanlar sezonluk kıyafetleri tercih eder oldular. Ucuz olması, marka merakı, büyük mağaza zincirleri, bol seçenek gibi faktörler, terzilerin sahip olduğu zanaatı, dar bir kalıp içerisine sokmaya başladı. Şimdilerde boy kısaltma, paça yaptırma, kimi zaman gelinlik veya özel günler için kıyafet dikimi ile uğraşıyorlar.
Peki birkaç kuşak öncesinde nasıldı terziler? Usta-çırak ilişkisi nasıl yürüyordu?
Eskilerde çıraklar, ustasından önce gelirmiş dükkana. Etrafı siler süpürür, eğer varsa çayı demlermiş ustası gelmeden önce. Kimi zaman bir terzi ustasının birden fazla çırağı olurmuş. Hangisinin bir usta olabileceğine de o karar verirmiş. Kömürlü ütülerin kullanıldığı dönemlerde, çırak kömür ütüsünün külünü döker, temizler, yeni konacak közleri hazırlarmış. Çıraklıktan ustalığa uzanan serüven kimi zaman 10 yıl sürermiş.
Bir zamanlar İstanbul terzilerinin üstatları arasında azınlıklarda yer alırmış. Özellikle Ermeniler ve Yahudiler bu alanda çok maharetlilermiş. Öyle dikiş dikerlermiş ki, makineden çıkan kıyafetle ayırt edilemezmiş.
Geçtiğimiz günlerde gazete arşivime göz atarken bir ilan gözüme çarptı. 26 Şubat 1929 tarihli Vakit gazetesinde İstanbul'da açılacak olan Terzilik Mektebi ilanıydı bu. İlk Mektep mezunu ve Orta Mektep 2. ve 3. öğrencilerine yönelik açılan terzilik okulu, ayrıca katılacak olanlara kalacak yer dahi temin ediyordu. Terzilik Mektebi.