02/05/2026
Kayınvalidem yeni dairemin kapısında durmuş, oğlunun burayı kendisi için satın aldığını bağırıyor ve benden gitmemi istiyordu. Bana "çöp" dedi; ben de çöpleri dışarı çıkardım. Kocam daha sonra ne yaptığımı öğrendiğinde ise tam bir şok içinde öylece kalakaldı...
“Hemen git yoksa polisi ararım! Oğlum bu daireyi benim için aldı!”
Kayınvalidem, elimde valizlerle kapıdan girdiğim saniyede böyle bağırmıştı.
Üzerinde saten bir sabahlık, saçında bigudiler, elinde ise bir zamanlar anneanneme ait olan o kupa bardakla oturma odamın ortasında duruyordu. Bana, ucuz aile dizilerindeki kraliçelerin, yerini haddini bilmeyen hizmetçilere baktığı gibi bakıyordu. Arkasındaki konsolun üzerinden benim çerçevelenmiş fotoğraflarım gitmişti. Geçen bahar seçtiğim krem rengi kırlentlerin yerini, üzerinde "Evimize Bereket" yazan o rüküş nakışlı yastıklar almıştı. Ve işte orada, yemek odasındaki avizemde son bir hakaret gibi asılı duran şey, Leman Hanım’ın dantel örtülerinden biriydi.
Benim adım Canan. Otuz bir yaşındaydım, yeni boşanma aşamasındaydım ve eşimle tanışmadan üç yıl önce satın aldığım Ankara'daki daireme elimde iki valiz ve bir takım elbise kılıfıyla giriyordum. Kendi paramla aldığım, tapusu kendi üzerime olan bir evdi burası. Eşim Demir’in, ta ki parkelerin, beyaz eşyaların ve kendisinin tek kuruş katkıda bulunmadığı peşinatın parasını ödeyene kadar dalga geçmeyi sevdiği danışmanlık işimden aldığım primlerle yenilenmişti.
Sonra, acil bir ameliyat geçiren kız kardeşimin iyileşme sürecine yardım etmek için altı hafta İstanbul'da kalmıştım.
Görünüşe göre Leman Hanım ve Demir'in yokluğumu bir darbeye dönüştürmesi için bu süre yetmişti.
“Beni duydun!” diye bağırdı, elindeki bardağı içindeki çay sıçrayacak kadar sertçe masaya bırakarak. “Burası artık benim evim. Demir burayı benim için aldı; eğer şu an defolup gitmezsen seni tutuklatırım.”
Tartışmadım.
İnsanları her zaman şaşırtan kısım da budur zaten.
Önce bir öfke patlaması beklerler. Ya da bir şok. Veya yasal sahiplik ve evlilikteki yalanlar üzerine uzun, titreyen bir konuşma...
Hayır.
Tiyatro yapamayacak kadar yorgundum.
Birinci valizimi yere bıraktım.
Sonra ikincisini.
Kendi hayatımın çalınmış düzenine şöyle bir baktım.
Ve sessizce çantamın yan gözünü açtım.
Leman Hanım konuşmaya devam ediyordu.
Nankörlükten bahsediyordu.
Demir’in sonunda evlilikteki "dengesizliği düzelttiğinden" dem vuruyordu.
Benim gibi kadınların, eğer döndüklerinde her şeyi aynı bulmak istiyorlarsa, "iyi adamları" bu kadar uzun süre yalnız bırakmamaları gerektiğini anlatıyordu.
Konuşmasına izin verdim.
Sonra telefonumda tek bir tuşa bastım.
“Apartman güvenliği,” dedim sakince, “Ben 12B’deki Canan. Dairemin içinde beni tehdit eden, yetkisiz bir şahıs var. Lütfen hemen yukarı gelin ve beraberinizde yöneticiyi de getirin.”
Leman Hanım donakaldı.
Sadece bir saniyeliğine.
Ama o bir saniye yeterliydi.
Çünkü bana bilmem gereken tek şeyi söylemişti:
Demir’in buranın sahibi olduğuna aslında kendisi de inanmıyordu.
Sadece belgeler ortaya çıkmadan önce panikleyip kaçacağımı ummuştu.
İşte o an ilk kez gülümsedim.
“İki dakikan var,” dedim ona, “çantanı alıp kendi rızanla dışarı çıkmak için.”
Yüzüme karşı kahkaha attı.
İşte bu onun hatasıydı.
Çünkü bir dakika kırk üç saniye sonra, Leman Hanım sabahlığıyla koridorda kalmış, güvenliğe bağırıyordu; kocamın ise asıl felaketin henüz başlamadığından haberi bile yoktu.
Asıl darbe sonra geldi.
Demir’in evrak çekmecesini açtığımda.
Ve gerçekten ne haltlar karıştırdığını bulduğumda.
👇👇