01/09/2026
Ağustos ayı Triloji Atölyesi’nde “Denizkızı” figürünü konuşacağımız açıklandığında, atölyenin başında Funda “Denizkızı size ne ifade ediyor?” diye sorduğunda verecek bir cevabım yoktu.
Ne çizgi filmini biliyordum ne de masalını. Denizkızına dair zihnimde oluşmuş bir hikâye, bir çağrışım, bir anlam yoktu.
Ta ki atölyenin üçüncü oturumuna gelene kadar bunun nedenini anlayabilmiş değildim.
Öncelikle denizkızı figürü, bizim bugün bildiğimiz şekline bürünmeden çok önce; Mısır ve Mezopotamya’dan başlayan, yüzyıllar boyunca dönüşen uzun bir geçmişe sahip. Denizden gelen insan benzeri balık-adam figürü, bu arketipin çekirdeğini oluşturuyor.
Ve sonra “su” geliyor.
Bilmediğimiz alan.
Bilinçdışının kaynağı.
Bize henüz bilmediğimiz şeyleri, kehanetleri ve sırları getiren yer.
Babil’de bilgi…
Suriye’de arzu…
Mezopotamya’da bereket ve aynı zamanda tehlike…
Denizkızı, sudan çıkarak kontrol edemediğimiz her şeyi temsil ediyor sanki.
“Senin dünyanda değilim. Senin bilmediğin bir dünyadan geliyorum.”
İki suyun birleştiği yerde duran; inci ve mercan gibi denizin derinliklerinden gelen iki dünyanın arasında bir figür.
Bilinç ile bilinçdışı arasında…
Deniz ile kara arasında…
İnsan ile bilinmeyen arasında…
Belki de bu yüzden denizkızının bizi kendi derinliğimize çağıran bir figür olduğunu hissediyorum.
Dini metinlerde de deniz ve deniz canavarlarıyla karşılaşıyoruz. Tevrat’ta deniz canavarları yaratılışın karşısındaki kaotik düzeni temsil ederken, Hristiyanlıkta deniz ve canavar imgeleri bilinmeyeni, kaosu ve kontrol edilemeyeni çağrıştırıyor.
Antik çağda bereketin ve güzelliğin sembolü olan denizkızı figürü, zaman içerisinde dönüşerek Orta Çağ’da şehveti, dünyevi arzuları ve baştan çıkarmayı temsil eden bir arketipe dönüşüyor.
İlk iki atölyede konuştuğumuz bütün bu dönüşümler beni çok heyecanlandırırken, üçüncü oturumda denizkızının bambaşka bir anlamına rastlıyorum:
Sınırlar.
Bağlanma ile özerklik arasındaki denge.
Ve işte o noktada, denizkızının neden bana tanıdık gelmediğini anlamaya başlıyorum..
Doğu kökenli bir ailede büyümek; çoğu zaman kendinize ait bir alanınız olmamasını, kendi otantikliğinizi kaybetmeyi ve kolektif yaşamayı öğrenmek demek.
Özellikle kad