adas.ist

adas.ist Architecture Design Art Space

.PANOPTİKON’DAN ŞEFFAFLIK TOPLUMUNA18. yüzyılda yaşamış İngiliz filozof ve hukuk kuramcısı Jeremy Bentham tarafından tas...
31/05/2026

.

PANOPTİKON’DAN ŞEFFAFLIK TOPLUMUNA

18. yüzyılda yaşamış İngiliz filozof ve hukuk kuramcısı Jeremy Bentham tarafından tasarlanan Panoptikon, ilk bakışta yalnızca bir hapishane mimarisi gibi görünür. Dairesel yapının merkezinde bir gözetleme kulesi vardır; çevresindeki hücrelerde bulunan mahkûmlar kendilerini her an izlenebilir durumda hissederler. Önemli olan gerçekten izlenmeleri değil, izleniyor olabileceklerini bilmeleridir.

19. yüzyılın en etkili düşünürlerinden biri olan Fransız filozof Michel Foucault, Panoptikon’u modern toplumun işleyişini anlamak için güçlü bir metafor olarak kullanır. Ona göre iktidar yalnızca yasaklayan ya da cezalandıran bir güç değildir. Okullar, hastaneler, kışlalar ve diğer kurumlar aracılığıyla bireyleri gözlemler, sınıflandırır ve disipline eder. Sonunda gözetim kişinin içine yerleşir.

Günümüzün önemli filozoflarından Byung-Chul Han ise dijital çağın bu modeli dönüştürdüğünü ileri sürer. Ona göre günümüz insanı yalnızca gözetlenen bir birey değildir; aynı zamanda kendini gönüllü olarak görünür kılan bir özneye dönüşmüştür. Sosyal medya platformlarında düşüncelerini, ilişkilerini, gündelik hayatını ve hatta mahremiyetini paylaşır. Böylece görünür olmak, bir tercihten çok modern yaşamın beklentilerinden biri hâline gelir.

Han’ın “Şeffaflık Toplumu” adını verdiği bu düzende baskı yerini performansa bırakır. İnsanlar itaat etmeye zorlandıkları için değil, üretmek, paylaşmak, beğenilmek ve görünür olmak istedikleri için sisteme katılırlar. Dijital çağın iktidarı yasaklarla değil arzularla çalışır, baskıyla değil katılımla güç kazanır.

Bu nedenle günümüzün temel sorusu yalnızca “Kim bizi izliyor?” değildir. Aynı zamanda, görünür olma isteğinin nasıl olup da modern yaşamın en güçlü motivasyonlarından birine dönüştüğüdür.

.ist

.Ömür dediğimiz şey yıllarla ölçülüyor olsa da geriye dönüp baktığımızda yılları değil, bazı anları hatırlıyoruz; bir se...
30/05/2026

.

Ömür dediğimiz şey yıllarla ölçülüyor olsa da geriye dönüp baktığımızda yılları değil, bazı anları hatırlıyoruz; bir sesi, bir bakışı, bir vedayı, bir gün doğumunu… Zaman, saatlerin gösterdiği gibi ilerlemiyor içimizde. Genişliyor, daralıyor, katmanlaşıyor; geçmiş, hiç beklenmedik bir anda bugünün içine karışıyor.

Henri Bergson’un Zaman ve Özgür İrade adlı eseri, işte bu yaşanmış zamanın peşine düşüyor. Bize zamanı ölçmeyi değil, onu yeniden düşünmeyi öğretiyor. Çünkü Bergson’a göre insan hayatı, birbirinden kopuk anların toplamı değil; sürekli değişen, derinleşen ve kendi içinde anlam kazanan bir akış.

Belki de bu yüzden kitap, yayımlanışının üzerinden geçen onca zamana rağmen hâlâ güncel. Çünkü aslında hepimizin cevabını aradığı soruyu soruyor:

Hayat dediğimiz şey, geride kalan yıllar mı; yoksa o yılların bugün hâlâ içimizde yaşamaya devam eden yankısı mı?

.Bugün gerçek bir sanatçıyı kaybettik.Mustafa Horasan yalnızca resim yapan biri değildi; kendi görsel evrenini kurabilmi...
28/05/2026

.

Bugün gerçek bir sanatçıyı kaybettik.
Mustafa Horasan yalnızca resim yapan biri değildi; kendi görsel evrenini kurabilmiş ender sanatçılardandı.

Onun işleri yıllar boyunca hep aynı yerden konuştu bize; insanın içindeki karanlık, kırılganlık, huzursuzluk ve tuhaflık… Ama bunu kolay estetik çözümlerle değil, kendine ait çok özgün bir dille yaptı.

Türkiye’de sanat ortamı çoğu zaman hızla tüketilen imgelerle dolup taşarken, Mustafa Horasan’ın pratiğinde daima gerçek bir arayış hissi vardı. Tekrar etmeyen, risk alan, rahatsız etmeyi göze alan bir sanatçıydı.

Geride bıraktığı güçlü dünya yaşamaya devam edecek.

Ailesine, yakınlarına ve sanat dünyasına başsağlığı diliyoruz. 🙏

.Her daim izindeyiz🙏🌹 🇹🇷
19/05/2026

.

Her daim izindeyiz🙏🌹

🇹🇷

.Dünün Dünyası, Stefan Zweig’ın hayatının son döneminde, sürgünde yazdığı en kişisel metinlerden biri. Kitap yalnızca bi...
18/05/2026

.

Dünün Dünyası, Stefan Zweig’ın hayatının son döneminde, sürgünde yazdığı en kişisel metinlerden biri. Kitap yalnızca bir yazarın anıları değil; aynı zamanda kaybolan bir dünyanın ardından tutulmuş bir hafıza kaydı gibidir.

Zweig, 20. yüzyılın başında Avrupa’nın en çok okunan yazarlarından biriydi. Viyana’nın kültürel atmosferinde yetişmiş, sanatın ve düşüncenin insanları birbirine yaklaştırabileceğine inanmıştı. Ona göre edebiyat yalnızca estetik bir uğraş değil, farklı dillerden ve ülkelerden insanları ortak bir insanlık duygusunda buluşturabilecek bir alandı. Bu yüzden gençliğinde Avrupa’yı, sınırların giderek anlamını yitireceği bir kültür coğrafyası gibi görüyordu.

Fakat yaşadığı yüzyıl, bu inancın yavaş yavaş parçalanışına dönüştü.
İki Dünya Savaşı, yükselen milliyetçilik, antisemitizm, kitap yasakları ve sonunda N**izmin Avrupa’yı karanlığın içine sürükleyişi sırasında Zweig yalnızca ülkesini değil, ait olduğu düşünsel dünyayı da kaybetmeye başladı.

Belki de bu yüzden ‘Dünün Dünyası’ bugün yalnızca geçmişe ait bir kitap gibi değil, bir uygarlığın kendi dilini, hafızasını ve insanlık fikrini nasıl kaybedebileceğine dair hâlâ güncelliğini koruyan bir tanıklık gibi okunuyor.

Tarih; 21 Mayıs Perşembe 11.00-13.00

Toplantı zoom üzerinden online olarak yapılacaktır.

Katılım sınırlı sayıdadır.

.ist

.Hannah Arendt, 20. yüzyılın en önemli siyaset düşünürlerinden biriydi.N**i Almanyası’nın yükselişini, sürgünü ve Avrupa...
18/05/2026

.

Hannah Arendt, 20. yüzyılın en önemli siyaset düşünürlerinden biriydi.
N**i Almanyası’nın yükselişini, sürgünü ve Avrupa’nın büyük kırılmasını yaşamış bir Yahudi entelektüel olarak, hayatı boyunca totalitarizm, dil ve insanın dünyayla kurduğu ilişki üzerine düşündü.

En önemli kitaplarından biri olan Totalitarizmin Kaynakları’nda, totalitarizmi yalnızca politik bir rejim olarak değil; insanın gerçekle, dille ve düşünmeyle bağının yavaş yavaş aşınması olarak ele aldı.

Daha sonra yazdığı ‘Kötülüğün Sıradanlığı Üzerine’ ile ise şu sorunun peşine düştü: İnsan, düşünmeyi bıraktığında neye dönüşebilir?

Arendt’e göre büyük kötülükler bazen fanatik canavarlardan değil, düşünmeden emir uygulayan sıradan insanlardan da doğabiliyordu.

Bugün Arendt’i hâlâ bu kadar güncel kılan şey belki de bu.
Çünkü onun için düşünmek yalnızca entelektüel bir faaliyet değil, insan kalabilmenin bir biçimiydi.

.1887’de henüz genç bir öğrenci olan Romain Rolland, Lev Tolstoy’a sanatın, yaşamın ve hakikatin anlamı üzerine mektupla...
17/05/2026

.

1887’de henüz genç bir öğrenci olan Romain Rolland, Lev Tolstoy’a sanatın, yaşamın ve hakikatin anlamı üzerine mektuplar yazmaya başlar. O sırada Tolstoy artık yalnızca büyük bir romancı değil; inanç, vicdan, ölüm ve insanlık üzerine derin bir iç hesaplaşmanın içindedir.

Aylar sonra Tolstoy’dan gelen uzun cevap, Rolland’ın hayatında belirleyici bir iz bırakır. Bu mektup yalnızca edebiyat ya da sanat üzerine değildir; insanın nasıl yaşaması gerektiğine dair ahlaki ve varoluşsal bir sorgulamadır.

Rolland ileride Avrupa’nın en önemli hümanist yazarlarından biri olacak, savaş yıllarında “Avrupa’nın vicdanı” olarak anılacaktır. Müziği, düşünceyi ve sanatı insanları birbirine yaklaştıran ortak bir dil olarak görecektir. Tolstoy’un bu mektubu ise onun düşünce dünyasının erken kaynaklarından biri sayılır;

“İnsanın yaşamındaki en büyük yanılgılardan biri, mutluluğu kendi kişisel arzularını tatmin etmekte aramasıdır.

Gerçek yaşam, insanın yalnızca kendisi için değil, başkaları için yaşamayı öğrenmesiyle başlar.

Bilim, sanat, felsefe… Bunların hepsi gerekli olabilir. Ama insan kendi hayatını dönüştürmüyorsa, bunlar yalnızca zihinsel oyunlara dönüşebilir.

Düşünmek yetmez. Yaşama biçimin de düşüncenle uyumlu olmalıdır.

İnsan ne kadar sade yaşarsa, hakikate o kadar yaklaşır.

İnsanların seni sevmesi önemli değildir. Önemli olan, senin yaşamın aracılığıyla sevginin dünyada biraz daha görünür hale gelmesidir.” Tolstoy’dan Romain Rolland’a, 4 Ekim 1887

.Stefan Zweig, genç yaşında  Auguste Rodin’in atölyesini ziyaret ettiğinde, yalnızca büyük bir heykeltıraşla karşılaşmam...
16/05/2026

.

Stefan Zweig, genç yaşında Auguste Rodin’in atölyesini ziyaret ettiğinde, yalnızca büyük bir heykeltıraşla karşılaşmamıştı. Bir insanın, yaptığı işle kurabileceği en yoğun ilişkiye tanıklık etmişti.

Rodin çalışırken zaman duygusunu kaybediyor, çevresini unutuyor, bütün dikkatini önündeki forma yöneltiyordu. Zweig’in yıllar sonra “büyük sanatın sırrı” diye anlatacağı şey tam da buydu:

İnsanın kendini tek bir noktada bütünüyle toplayabilmesi.

Belki de bugün bize en uzak gelen hâl…
Çağımız sürekli bölünen dikkat, kesintiye uğrayan düşünce ve hız üzerine kurulu.

Oysa Rodin’in atölyesinde Zweig’in gördüğü şey, sanatın önce bir dikkat biçimi olduğuydu. Derinleşen, dünyayı bir süreliğine susturan, insanı yaptığı şeyin içinde kaybolacak kadar yoğunlaştıran bir dikkat.

.José Ortega y Gasset (1883–1955), 20. yüzyılın en etkili İspanyol düşünürlerinden. Felsefesinin merkezine yaşamı ve bir...
28/04/2026

.

José Ortega y Gasset (1883–1955), 20. yüzyılın en etkili İspanyol düşünürlerinden. Felsefesinin merkezine yaşamı ve bireyin dünyayla kurduğu somut ilişkiyi yerleştiri. “Kitlelerin Ayaklanması” bu yaklaşımın en çarpıcı ve tartışmalı metinlerinden biridir.

Bu kitapta Ortega, modern çağın en belirleyici figürlerinden biri olarak “kitle insanı”nı tanımlar. Kitle insanı, sayıca çok olan bir toplumsal grup değil, bir zihniyet biçimidir. Kendi sınırlarının farkında olmayan, ortalamayı yeterli gören, kendini aşma ihtiyacı duymayan bir insan tipi. Ona göre modern dünyanın teknik ilerlemesi ve demokratik genişlemesi, bu insan tipine daha önce hiç olmadığı kadar alan açmıştır.

Ortega’nın asıl meselesi, bu dönüşümün kültür ve düşünce üzerindeki etkisidir. Çünkü kitle insanı, yalnızca çoğalmaz; aynı zamanda ölçüyü de belirlemeye başlar. Nitelik yerine niceliğin, derinlik yerine yüzeyselliğin, sorumluluk yerine konforun hâkim olduğu bir atmosfer ortaya çıkar. Bu nedenle Ortega için kriz yalnızca politik değil, esasen bir “ruh krizi”dir.

Kitlelerin İsyanı, bir elitizm savunusu olarak okunabilir; fakat metnin derininde daha temel bir uyarı vardır: İnsan, kendini aşma çabasını terk ettiğinde, sahip olduğu özgürlük de anlamını yitirir. Çünkü özgürlük, yalnızca bir hak değil, aynı zamanda bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğü taşımayan birey, kendi hayatının öznesi olmaktan çıkar.

.José Ortega y Gasset (1883–1955), 20. yüzyılın en etkili İspanyol düşünürlerinden biridir. Felsefeyi akademik bir disip...
28/04/2026

.

José Ortega y Gasset (1883–1955), 20. yüzyılın en etkili İspanyol düşünürlerinden biridir. Felsefeyi akademik bir disiplinin sınırlarından çıkarıp, doğrudan hayata temas eden bir düşünme biçimi olarak kurar. Onun için insan, soyut bir varlık değil; yaşadığı çağın, mekânın ve koşulların içindedir. Bunu en açık biçimde şu cümlede dile getirir:

“Ben, ben ve içinde bulunduğum koşullarımdır.”

Ortega’nın düşüncesi, tek bir hakikatin mutlaklığına karşıdır. Ona göre gerçeklik, farklı bakışların toplamında açığa çıkar. Bu nedenle düşünmek, yalnızca bilgiye sahip olmak değil; bulunduğumuz yerin, zamanın ve sınırların farkında olarak bakabilmektir.

En önemli eserlerinden Kitlelerin İsyanı’nda modern insanı ele alır.

Burada tarif ettiği “kitle insanı”, kendini yeterli gören, sorgulamayan ve ortalamayla yetinen bir figürdür.

Ortega’nın asıl uyarısı buradadır:

Düşünmenin yerini alışkanlıklar, seçimin yerini yönlendirilmiş tercihler aldığında, insan kendi bakışını kaybeder. Bugün olduğu gibi…

Bugün, hızın ve sürekli akışın belirlediği bir dünyada Ortega’nın metinleri hâlâ güçlü bir karşılık bulur.

Address

Istinye

Opening Hours

Tuesday 11:00 - 18:00
Wednesday 11:00 - 18:00
Thursday 11:00 - 18:00
Friday 11:00 - 18:00
Saturday 11:00 - 18:00

Telephone

+902122803442

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when adas.ist posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Establishment

Send a message to adas.ist:

Share

Category