14/07/2026
" Neredeyse hiçbir eser bütünüyle gerçekçi ya da bütünüyle soyut değil. Her biri, kesin sınırların eridiği ve kategorilerin yetersiz kaldığı alanlarda var oluyor.
Sergide sıkça karşımıza çıkan insan-hayvan metamorfozları da bu bağlamda ortaya çıkar. Bu dönüşümler, ilkel bir geçmişe geri dönme fikrinden çok, insanın hiçbir zaman bütünüyle geride bırakamadığı taraflarıyla ilgilidir. Dürtüler, arzular, korkular ve içgüdüler ortadan kalkmaz; yalnızca bastırılır, ertelenir ya da başka biçimlere bürünür. Kültür, ahlak, toplumsal roller ve kimlikler bu katmanların üzerine yerleşirken, altta kalanlar varlığını sürdürmeye devam eder. Zaman zaman da yüzeye çıkar. Figürlerde görülen deformasyonlar ve melezleşmeler de bu geçirgen alanı görünür kılar. Bu nedenle sergideki figürler çoğu zaman kararsızdır. İnsan ile hayvan arasında, bilinç ile bilinçaltı arasında, arzuyla baskı arasında salınırlar. Bedenler bozulur, dönüşür ve yeniden şekillenir. Çünkü burada kimlik sabit bir yapı değil; sürekli kurulan, bozulan ve yeniden kurulan bir süreçtir. Kentler, hafıza, toplumsal cinsiyet, iktidar ilişkileri, travma ve aidiyet gibi meseleler de bu çözülmenin farklı katmanlarını oluşturur. İnsan yalnızca kendi bedeniyle değil, yaşadığı mekânlarla ve kurduğu sistemlerle de çatışma hâlindedir. Modern yaşamın vaat ettiği düzen duygusu ile bireyin deneyimlediği parçalanmışlık arasındaki mesafe giderek büyür. Aidiyet arayışı derinleşirken köksüzlük hissi de büyür.
Sergideki grotesk figürler, deforme bedenler, parçalanmış mekânlar ve sürreal atmosferler bu nedenle yalnızca estetik tercihler değildir. Bunlar çağdaş insanın deneyimlediği psikolojik ve toplumsal gerilimlerin görsel karşılıklarıdır. Bu noktada absürd, bir varoluş ve baş etme stratejisi olarak ortaya çıkar "