İnduetime&Kirpi Music

İnduetime&Kirpi Music İndutime Organizasyon 2005 yılından bu yana Kurumsal işlerde, Festivallerde, AVM lerdeki Show ve

2005 yılında kusursuz zaman planlaması ve hizmet kalitesini daima ileriye taşımayı hedefleyen, müşteri memnuniyetini ön planda tutan, müşterilerinin vizyon ve misyonlarını göz önünde bulundurarak tanıtımlar ve organizasyonlar gerçekleştirmek, bireylerin ve organizasyonların etkinliğini artırmak amacıyla kurulmuştur. Farklı kuruluşlarda proje ve reklam müdürü, koordinatör ve 1995/1999 arası ajans s

ahibi gibi görevlerde bulunan ve yaklaşık on üç yıl içinde çeşitli sektörlerde farklı organizasyonlara imza atan Ebru Haberal, IN DUE TIME organizasyonu kurarken müşterilerine daima iyi hizmet ve yenilikçi fikirlerle, sektördeki trendleri takip ederek, yaratıcılığıyla profesyonel hizmet sunmayı amaç edinmiştir. Müzik ve sanatçı organizasyonu, dekor, ses, ışık, teknik ekipman kiralama hizmetleri, görüntü ve gösteri sanatları, sahne ve mekan düzenlemeleri, animasyon, etkinlik planlama ve organizasyon süresi, yeri ve içeriği gibi detayları projelendirme… Kurumsal organizasyonlar, özel partiler, butik organizasyonlar, temel atma ve açılış törenleri; ulusal ve uluslararası kongre organizasyonları, ürün lansmanları, Road Show; bayi-eğitim toplantıları; şirket tanıtımları; piknik ve panayır etkinlikleri; motivasyon aktiviteleri; incentive temalı party ve gala gecesi organizasyonları; outdoor-indoor aktivite ve turnuva organizasyonları; reklam ve kampanya etkinlikleri; defile-konser-ve festival organizasyonları; mağaza, alışveriş merkezi, ramazan eğlenceleri ve etkinlikleri, dogum günü, düğün ve davet organizasyonları,tekne organizasyonları ,otel açılış kutlama ve etkinlikleri; Yılbaşı Mekan Süslemeleri ve Etkinlikleri gibi pek çok alan...

Doğru yeteneği doğru projeyle buluşturmak, sadece bir takvim yönetimi midir; yoksa hikâyelerin ve enerjilerin birbirine ...
30/04/2026

Doğru yeteneği doğru projeyle buluşturmak, sadece bir takvim yönetimi midir; yoksa hikâyelerin ve enerjilerin birbirine karışıp yepyeni bir anlama dönüşmesi mi?

Bugün markalar kalabalıklara seslenmekten çok, o kalabalıkların kalbine dokunabilen, “sahici” elçiler arıyor.

İşte Doğa Rutkay Kamal’ın sadece sahnede ya da ekranda değil; bir kurumsal galada, bir marka iş birliğinde ya da özel bir davette yarattığı o eşsiz atmosferin sırrı da tam burada gizli.

Kirpi Yapım Exclusive ailesinin bir parçası olarak bu yolculuğu birlikte yürütürken; bizim için mesele hiçbir zaman sadece bir etkinliği “gerçekleştirmek” olmadı.

Asıl mesele, her projede, her markada ve her sahnede, o kurumun hikâyesini Doğa Rutkay Kamal’ın 30 yıllık tecrübesi, o çok yönlü enerjisi ve tartışılmaz samimiyetiyle bir araya getirebilmek.

Büyük iddialarla değil; doğru frekansla, kalıcı bir etkiyle ve omuz omuza üreterek.

|

27/04/2026

Hüzün her zaman tek başına mı yaşanır, yoksa paylaştıkça bir kutlamaya mı dönüşür?

Bazen en efkârlı şarkılar bizi köşemize çekilmeye değil, omuz omuza verip avaz avaz şarkı söylemeye çağırır.

İstanbul Arabesque Project’in sahnede yarattığı o eşsiz dünyanın sırrı da tam burada gizli:
Arabeskin o ağır yükünü alıp, bitmek bilmeyen bir enerjiye ve muazzam bir eğlenceye dönüştürebilmek.

Oysa mesele hiçbir zaman sadece eski şarkılara yeni bir ritim eklemek değildi.

Asıl mesele, dertlenmeyi bir deşarj olma haline getirmek, kederi coşkuyla harmanlayıp herkesin kendini bulduğu o ortak anı yakalayabilmek.

Süslü laflar etmeden, büyük iddiaların arkasına saklanmadan. Sadece “tek iddiamız, hiçbir iddiamızın olmamasıdır” diyerek.

Belki de bütün mesele, hüznü bir yük olarak taşımak yerine; o tanıdık melodilerin içinde omuz omuza verip hayatı doyasıya kutlamayı seçmekte yatıyor.

Gösterişsiz, tanıdık ve hep bir ağızdan.

|

Mississippi’de dünyaya geldi, hayata en geriden başladı. Eski bir köle ailesinin oğluydu Frederick Bruce Thomas; ama o, ...
26/04/2026

Mississippi’de dünyaya geldi, hayata en geriden başladı. Eski bir köle ailesinin oğluydu Frederick Bruce Thomas; ama o, doğduğu yerin çizdiği sınırları kabul etmeyen biriydi.
Babasının öldürülmesinin ardından Amerika’yı geride bıraktı. Avrupa’ya gittiğinde yanında büyük bir servet yoktu, ama keskin bir sezgi ve fırsatları görme becerisi vardı. Londra, Paris, Monte Carlo derken 1899’da Moskova’ya yerleşti; “Fyodor Fyodorovich Tomas” adını aldı. Önce küçük işlerle başladı, ardından kısa sürede şehrin en prestijli eğlence mekânlarının aranan ismine dönüştü. Şehrin gözde mekânı Aquarium’u işletti, 1912’de kendi kabaresi Maxim’i açtı. Gecenin ritmini belirleyen, aristokrasinin kapısında beklediği bir figür haline geldi. Rus vatandaşlığına geçti, milyoner oldu. Çarlık Rusyası’nda artık bir efsaneydi: Black Russian.
Ancak tarih onun planlarını sormadı. 1917 Devrimi geldiğinde yıllarca kurduğu düzen, kazandığı servet ve elde ettiği güç bir gecede yok oldu. Pek çok insan için bu bir son olurdu. Ama Frederick Bruce Thomas için bu sadece yeni bir başlangıçtı.

1919’da İstanbul’a geldiğinde yanında neredeyse hiçbir şey yoktu. Ama o sıfırdan kurmayı bilen biriydi. İlk adımını Şişli’de açtığı Stella Bahçesi ile attı. Mekân kısa sürede işgal kuvvetleri subaylarının, şehir kumandanlarının ve Pera’nın seçkinlerinin buluşma noktası oldu. Stella, Thomas’ın İstanbul’daki yükselişinin başlangıcıydı; ama asıl dönüşüm henüz gelmemişti.

1921’de Sıraselviler’de, Majik Sineması’nın yanında bir mekân daha açtı: Maksim. Sahnesinde Rusya’dan getirdiği dansçılar; programında fokstrot, shimmy, charleston ve İstanbul’un duyduğu ilk caz orkestrası vardı. New York Times onu “Cazın Sultanı” diye anacaktı. Bu sadece bir eğlence mekânı değildi; modern sahne anlayışının, caz müziğin ve dünya standartlarında gastronominin şehre girişiydi. Işıklar, müzik ve kalabalıklar arasında İstanbul ilk kez gerçek anlamda bir “gece hayatı” ile tanıştı. Yemek, dans, sahne ve müziğin tek çatı altında buluştuğu o anlayış — yıllar sonra Türkiye’nin “gazino kültürü” diyeceği şey — onunla başladı.

Devamı yorumlarda 👆

|

23/04/2026

Birlikte çalışılan ekiple neredeyse 10 yıl boyunca bir arada kalabilmek... Bloomberg HT sunucusu Ayşegül Coşkuner’in de yayında altını çizdiği gibi; bu gerçekten “büyük bir meziyet.”

Çünkü bugün genel itibarıyla bütün şirketlerin erişmeye çalıştığı ortak bir durum var: Herkes az sayıda çekirdek ekiple, efektif işler yapabilme kabiliyetini edinmeye çalışıyor.

Bizim bölgemizde, ülkemizde ve Avrupa’da uzun bir müddet boyunca hep sayılarla övünüldü. “10 bin kişiyle iş yapıyoruz, 6 bin kişiyle çalışıyoruz” sözleri her zaman ön plandaydı. İşin ilginç yanı; bugün geldiğimiz noktada “10 bin kişilik şirket yönetiyorum” diyen insanlar, aynı zamanda konferanslara çıkıp “Bakın, dünyanın geri kalanı çok çekirdek ekiplerle milyar dolarlık şirketler üretiyor, dünya buraya gidiyor” diyebiliyor. Ancak 2 dakika sonra söylem yine değişiyor.

Umut Aydın anlatıyor;

Mesele on binlerce kişilik devasa sayılarla övünmek değil. Mesele, yıllarca bir arada kalabilen o çekirdek ekiple ne kadar efektif işler üretebildiğiniz.

|

Kendi ismimizi seçme şansımız olsaydı, bugün kim olurduk?Bazen en kişisel sandığımız şey, aslında bize en uzak olanıdır:...
15/04/2026

Kendi ismimizi seçme şansımız olsaydı, bugün kim olurduk?

Bazen en kişisel sandığımız şey, aslında bize en uzak olanıdır:

Adımız.

Henüz konuşmayı bile bilmezken üzerimize iliştirilen o birkaç harf; ailemizin hayallerini, ideolojik bayraklarını, hatta hayranı oldukları film kahramanlarını bir ömür taşımak zorunda kalıyor.

Ali İhsan Varol’un isimlerin hikâyesinden yola çıkarak sorduğu bu muzip ama sarsıcı soru, insan kimliğiyle kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor:

İsmimiz bizi özgürleştiren bir sığınak mı, yoksa başkalarının arzularıyla örülmüş bir parmaklık mı?

Bir Ukraynalının 700 euroluk telefon için adını “iPhone 7” yapması, eski Türklerin doğadaki ilk sesle çocuk isimlendirmesi ve modern dünyada “Ecrin”lerden “Ragnar”lara uzanan o tuhaf sınıflandırma hırsı...

Belki de bütün mesele, bize verilen ismin fonetiğinde veya anlamında değil; o yabancı kelimenin içini zamanla nasıl doldurduğumuzda ve sonunda onu nasıl “evimiz” haline getirdiğimizde yatıyor.

Mesele adımızın ne olduğu değil.

Mesele, o adın altına nasıl bir imza attığımız.

|

Josephine Baker efsanesi, çoğu zaman 1920’lerin Paris sahnelerinde parlayan, sadece egzotik bir şov figürü olarak tanıml...
14/04/2026

Josephine Baker efsanesi, çoğu zaman 1920’lerin Paris sahnelerinde parlayan, sadece egzotik bir şov figürü olarak tanımlanır.

Ancak bu ikonik duruş, ışıltılı kostümlerin ötesinde; modern dansın dönüşümünün, caz çağının Avrupa’yı fethinin ve sınırları zorlayan bir estetik devrimin sonucudur. Baker artık sadece bir dönemin değil, popüler kültür tarihinin meselesidir.

Zouzou’da (1934) uluslararası bir yapımda başrol üstlenen ilk siyah kadın olması, eğlence endüstrisinde her şeyi değiştiren bu yeni tabloyu gözler önüne seriyor.

Charleston dansını Avrupa’ya tanıtması ve Folies Bergère’deki unutulmaz performansları bu süreci hızlandırırken, şu temel soruyu gündeme getiriyor: Bir sanatçının sahne personası, kıtalararası kültürel bir köprü kurmak için ne kadar güçlü bir enstrümandır? Sahnede ‘eğlence’ olarak sunulan şey, aslında yeni bir görsel sanat formunun inşası mıydı?

Çünkü Josephine Baker’ı anlamak, sadece nostaljik bir kabareyi değil; gösteri dünyasının altın çağını ve modern yıldızlık kavramının nasıl şekillendiğini anlamak anlamına geliyor.

Tarih, arşivlerin soluk siyah-beyaz karelerinden ibaret değildir; yaşandığı an tıpkı bugün gibi canlı ve sarsıcıdır. Biz de Kirpi Yapım olarak, bu görsel hafızayı yeniden dokumak ve efsaneyi bugünün dünyasına bir adım daha yaklaştırmak için yapay zekanın olanaklarından ilham aldık. Çünkü bazı öncü hikayeler, sadece anlatılmayı değil, tüm canlılığıyla yeniden hatırlanmayı hak eder.

Fazla Mesai bizim için sonradan akla gelmiş bir şey değil. Hayatın içinde zaten vardı.Biz yıllardır birlikte çalan, birl...
09/04/2026

Fazla Mesai bizim için sonradan akla gelmiş bir şey değil. Hayatın içinde zaten vardı.

Biz yıllardır birlikte çalan, birlikte sahneye çıkan, birbirinin sesine alışmış bir grubuz.

O yüzden bu iş biraz müzik, biraz dostluk, biraz da aynı heyecanı kaybetmemek meselesi.

Şarkı yaparken büyük laflar etmenin bir anlamı yok.

Ya geçer, ya geçmez.

Ya karşıya ulaşır, ya ulaşmaz.

Bizim derdimiz de zaten hep bu oldu. Sahici olsun. İçimize sinsin. Çaldığımız zaman bize ait dursun.

Fazla Mesai biraz da bunun adı.

Günün bitiminde insanın kendine kalan tarafı.

Gösterişsiz ama gerçek tarafı.

Biz o taraftayız.

Şarkıyı da oradan kuruyoruz.

|

Fazla Mesai bizim için sonradan akla gelmiş bir şey değil. Hayatın içinde zaten vardı.Biz yıllardır birlikte çalan, birl...
09/04/2026

Fazla Mesai bizim için sonradan akla gelmiş bir şey değil. Hayatın içinde zaten vardı.

Biz yıllardır birlikte çalan, birlikte sahneye çıkan, birbirinin sesine alışmış bir grubuz.

O yüzden bu iş biraz müzik, biraz dostluk, biraz da aynı heyecanı kaybetmemek meselesi.

Şarkı yaparken büyük laflar etmenin bir anlamı yok.

Ya geçer, ya geçmez.
Ya karşıya ulaşır, ya ulaşmaz.

Bizim derdimiz de zaten hep bu oldu. Sahici olsun. İçimize sinsin. Çaldığımız zaman bize ait dursun.

Fazla Mesai biraz da bunun adı.
Günün bitiminde insanın kendine kalan tarafı.
Gösterişsiz ama gerçek tarafı.

Biz o taraftayız.
Şarkıyı da oradan kuruyoruz.

Address

Nişantaşı Ihlamur Yolu Sok. Ihlamur Palas Apt. No:47 D:11 Topağacı/Nişantaşı Istanbul
Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when İnduetime&Kirpi Music posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Establishment

Send a message to İnduetime&Kirpi Music:

Share