23/09/2026
Katılımcı Galeri ve Sanatçılarına Açık Mektup
Hatırlıyoruz
Sizlere, sanatın iktidar, sermaye ve kamusal sorumlulukla kurduğu ilişkinin estetik cümlelerin ardına saklanamayacağı bir zamanda sesleniyoruz.
Daha dün gibi İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile aynı kareye girmek için kameralarla yarışan, kendi standına uğraması için kolundan çeken, bu yakınlığı kültürel ve sembolik sermayeye dönüştüren kimi sanatçıların ve galerilerin bugün aynı ismi anmaktan kaçınmasını, sanat piyasasının sınıfsal reflekslerinin açık bir tezahürü olarak görüyoruz.
Güçle kurulan yakınlığın prestij ürettiği günlerde sergilenen coşku ile siyasal maliyet yükseldiğinde başlayan sessizlik arasındaki mesafe, sanat dünyasının kendi ahlaki iddialarıyla arasındaki mesafeyi de gözler önüne seriyor.
Yıllardır ifade özgürlüğü, kamusal alan, baskı, otorite, sansür, hafıza ve bir çok toplumsal kavram ve kuram üzerine işler üreten bir çevrenin, bu kavramlar sergi metinlerinden çıkıp hayatın içine girdiğinde sessizliğe çekilmesi ciddi bir tutarlılık sorunudur. Duvara asılan muhalefet koleksiyon değeri kazanırken, gerçek hayattaki karşılığı koleksiyoneri, patronu, sponsoru ya da piyasa ilişkilerini rahatsız ettiği anda görünmezleşiyorsa burada estetik tercihten çok sınıfsal konformizm vardır.
Çağdaş sanat çevresinin yıllardır kendisine biçtiği “özgür, muhalif, eleştirel” kimliğin cilası tam da bugünlerde tel tel dökülüyor. Geriye sanat tarihinden, eleştirel teoriden ve politik estetikten devşirilmiş büyük kelimelerin arkasına saklanan son derece sıradan bir sınıf davranışı kalıyor: patronu ürkütmeme, koleksiyoneri kaybetmeme, davet listesinden düşmeme, sermayenin sofrasındaki sandalyeyi koruma arzusu.
Bugün ilçe belediyelerinden büyükşehir belediyelerine kadar seçilmiş yerel yönetimler üzerinde yürüyen müdahale tartışmalarını doğrudan temsil hakkı meselesi olarak görüyoruz. Yurttaşların sandıkta oluşturduğu iradenin idari ya da yargısal süreçlerle aşındığı bir ortamda kültür ve sanat alanının kendisini bu tartışmanın dışında konumlandırması mümkün değildir. Temsil hakkı zayıflarken sürdürülen sessizlik, mevcut güç ilişkilerinin daha rahat yeniden üretil