Sanat ve Arkeoloji

Sanat ve Arkeoloji Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Sanat ve Arkeoloji, Art, Istanbul.

24/09/2026

Antik mezar stellerinde karşımıza çıkan köpek figürleri yalnızca “sadakati” temsil etmiyordu.

Özellikle çocukların yanında görülen küçük köpekler, çoğu zaman onların gündelik yaşamını, oyun dünyasını ve kaybedilen çocukluğu hatırlatıyordu.

Genç erkeklerin yanında görülen daha büyük av köpekleri ise avcılık, gençlik, sosyal statü ve kişinin hayattaki kimliğiyle ilişkilendirilebiliyordu.

Köpeğin Antik Çağ’da ölüm dünyasıyla da güçlü bir bağı vardı. Kerberos ve Hekate gibi örnekler nedeniyle köpekler kimi zaman yeraltı dünyası ve ölüm kültleriyle de ilişkilendirildi.

Ancak her mezar stelindeki köpeği “ölünün ruhunu koruyan hayvan” şeklinde yorumlamak doğru değil.

Çünkü antik mezar sanatında köpek, bazen sevilen bir evcil hayvan, bazen kişinin sosyal hayatını anlatan bir ayrıntı, bazen de daha derin dinsel anlamlar taşıyan bir figürdü.

Yani bir mezar stelinde köpek gördüğümüzde asıl soru şu olmalı:

Bu köpek kimin yanında, ne yapıyor ve sahnenin geri kalanı bize ne anlatıyor?

Çünkü bazen küçücük bir köpek figürü bile, mezarda yatan kişinin hayatına dair yüzlerce kelimeden fazlasını söyleyebilir.

_________________

Bu pazar biraz zamanda yolculuk yapıyoruz. 🏛️İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde Antik Çağ’dan Osmanlı’ya, Anadolu’dan Mezop...
23/09/2026

Bu pazar biraz zamanda yolculuk yapıyoruz. 🏛️

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde Antik Çağ’dan Osmanlı’ya, Anadolu’dan Mezopotamya’ya uzanan binlerce yıllık hikâyeyi eserlerin üzerinden birlikte okuyacağız.

Sadece “bu eser nedir?” demeyeceğiz; kim yaptı, neden yaptı, ne anlatıyor? biraz da bunların peşine düşeceğiz. :)

📅 27 Eylül Pazar | 14.00–18.00
🎟️ 1.750 TL
🎧 Kulaklık sistemi dahil
📚 Katılımcılara Anadolu Uygarlıkları kitabım hediye.

📞 Bilgi & Kayıt: 0535 231 26 30

ORDİNARYÜS ROTA

Binlerce yıl önce kile bırakılan izlere hiç bu kadar yakından baktınız mı?İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeki tabletlerin ...
23/09/2026

Binlerce yıl önce kile bırakılan izlere hiç bu kadar yakından baktınız mı?

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeki tabletlerin önünden geçerken çoğu zaman gördüğümüz şey birkaç santimetrelik bir kil parçası ve üzerinde anlamını bilmediğimiz işaretler oluyor.

Ama biraz yaklaşınca görüntü değişiyor.

Çivi yazısının kile tek tek işlenmiş izleri, insan figürlerinin ayrıntıları, kabartmalar ve yüzeyde binlerce yıldır duran küçücük detaylar ortaya çıkıyor. Ben de bu eserlerden bazılarını 10x yakınlaştırmayla görüntüledim.

Belki de beni en çok etkileyen tarafı şu: Bunlara yalnızca “arkeolojik eser” diye baktığımızda aramızda binlerce yıl var. Fakat yazı aracının kile bıraktığı izi, bir figürün yüzünü veya elini bu kadar yakından gördüğünüzde o mesafe garip biçimde ortadan kalkıyor.

Çünkü karşınızdaki şey artık yalnızca bir kil tablet değil.
Bir insanın binlerce yıl önce dokunduğu yüzey.

Bu pazar İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ni de tam olarak böyle gezeceğiz. Eserlerin önünde sadece “hangi döneme ait, kaç yıllık?” demekle kalmayıp; üzerlerindeki sembolleri, yazıları, mitolojik anlatıları ve çoğu ziyaretçinin fark etmeden geçtiği ayrıntıları birlikte okuyacağız.

🏛️ Medeniyetlerin İzinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri Gezisi
📅 27 Eylül Pazar
🕑 14.00 – 18.00
🎙️ Oğuzhan Karadirek rehberliğinde

Bazen bir müzeyi gerçekten görmek için esere birkaç adım daha yaklaşmak gerekiyor.

Bu kez biraz daha yakından bakacağız 👋

23/09/2026

Sadece sesi açın… ☺️ her zaman bir şeyler anlatmayacağım. Bazen an konuşsun 😊

İstanbul Arkeoloji Müzesinden selamlar 👋

21/09/2026

Antik yapılarda gördüğünüz bu boğa kafataslarının aslında bir adı var: Bukranion. 🐂🏛️

Kelime, Yunanca bous yani “boğa/öküz” ve kranion yani “kafatası” sözcüklerinden geliyor.

Peki neden antik yapılar boğa kafataslarıyla süsleniyordu?

Çünkü bukranion motifi, antik dünyadaki kurban ritüellerinin mimariye yansımış hâliydi. Tanrılara kurban edilen boğa ve öküzlerin kafataslarının kutsal alanlarda sergilenmesi, zamanla taş üzerine işlenen sembolik bir bezemeye dönüştü.

Özellikle Helenistik ve Roma dönemlerinde tapınaklarda, sunaklarda, mezar anıtlarında ve lahitlerde bukranionlara sıkça rastlıyoruz.

En tanıdık düzenlemelerden biri ise iki bukranion arasına çiçek, meyve ve yapraklardan oluşan girlandların asıldığı kompozisyonlardır.

Yani bugün bir müzede ya da antik kentte gördüğünüz bu boğa kafatasları yalnızca dekorasyon değildi.

Arkasında kurban, ritüel, kutsallık ve binlerce yıllık bir gelenek vardı.

Bir dahaki sefere antik bir yapıda boğa kafatası gördüğünüzde artık adını biliyorsunuz:

Bukranion.

20/09/2026

Bu videoya ne müzik eklemek istedim ne de sonradan kuş sesi…

Çünkü Topkapı Sarayı’nın ortasında, birkaç kuşun suyun içinde banyo yaptığı bu birkaç saniye zaten yeterince güzel.

Yüzyıllar boyunca padişahların, devlet adamlarının ve saray halkının yürüdüğü bir yerde bugün hayat başka bir ritimde devam ediyor.

Osmanlı şehir kültüründe hayvanlara gösterilen ilginin izlerini de pek çok yerde görmek mümkün. Yapıların cephelerine yerleştirilen kuş evleri ve kuş köşkleri, hayvanların suya ulaşabildiği çeşmeler, vakıflar aracılığıyla hayvanların beslenmesine yönelik uygulamalar bu kültürün dikkat çekici parçalarındandı.

Elbette gördüğümüz bu çeşmenin özellikle kuşların yıkanması için yapıldığını söyleyemeyiz. Ama yüzlerce yıl sonra bile bir su yapısının başka canlılara hayat vermeye devam etmesi, sarayın en güzel ayrıntılarından biri olsa gerek.

Bazen Topkapı Sarayı’nı anlamak için büyük törenlere, savaşlara ya da padişahlara bakmak gerekmiyor.

Bazen birkaç kuşun banyosunu izlemek de yetiyor. 🐦💦

Topkapı Sarayı, İstanbul’un yalnızca tarihini değil; gündelik hayatın küçük devamlılıklarını da saklıyor.

20/09/2026

Elbette sadece antik Byzantion’un akropolü değildi alan! Konstantinopolis yani Doğu Roma döneminde de kentin en önemli bölgelerinden biriydi.

Bugün Topkapı Sarayı’nı dikkatli gözlerle gezdiğinizde, Osmanlı yapılarının arasında ve özellikle sarayın çevresinde Bizans dönemine ait sütun başlıkları, devşirme mimari parçalar, sarnıçlar, altyapılar, farklı yapı izleriyle karşılaşmak hâlâ mümkün.

İstanbul’un işgal yıllarında, 1921–1923 arasında Fransız işgal kuvvetleri Sarayburnu’nun Marmara’ya bakan yamacında, Demirkapı ile Ahırkapı arasındaki bölgede kapsamlı kazılar gerçekleştirdi. Çalışmalarda Ernest Mamboury ve daha sonra Robert Demangel gibi isimler görev aldı.

Kazılar sonucunda Bizans kaynaklarında Mangana olarak bilinen bölgenin önemli bir kısmı ortaya çıkarıldı. Burada İmparator IX. Konstantinos Monomakhos döneminde gelişen Mangana Sarayı ve manastır kompleksinin altyapıları, Hagios Georgios Mangana Kilisesi ve Manastırı ile başka Bizans dini yapılarına ait kalıntılar tespit edildi.

————————

19/09/2026

Bu yılın son Topkapı Sarayı gece turunu da tamamladık… 🌙🏛️

Topkapı Sarayı’nı gündüz gezmenin elbette ayrı bir keyfi var. Ancak gece olunca sarayın atmosferi bambaşka bir hâl alıyor. Biz de bu kez, yüzyıllar önce geceleri burada nasıl bir hayat vardı, saray erkânı ne görür, nasıl yaşardı; avlulardan harem hayatına kadar pek çok şeyi konuştuk.

Ama yalnızca Osmanlı sarayını anlatmadık.

Topkapı Sarayı’nın yükseldiği bu alanın çok daha eski katmanlarına indik; Byzantion’dan Doğu Roma’ya uzanan izleri takip ettik, bugün hâlâ sarayın içinde ve çevresinde görülebilen kalıntıları birlikte tespit ettik.

Kısacası yine görünenin biraz altına baktık. :)

Bu güzel geceyi benimle paylaşan herkese çok teşekkür ederim.

ORDİNARYÜS ROTA ile seneye Topkapı Sarayı’nın gece sessizliğinde yeniden görüşmek üzere. 🌙

18/09/2026

Büyük İskender’in boyu gerçekten ne kadardı? 👑

Açıkçası bunu kesin olarak bilmiyoruz. Antik kaynaklar bize İskender’in boyunu santimetre cinsinden vermiyor. Bu yüzden internette karşımıza çıkan “1.65’ti”, “1.70’ti” gibi rakamları kesin bilgi kabul etmek doğru değil.

Ancak kaynaklarda bazı ilginç ipuçları var.

İssos Savaşı sonrasında Dareios’un ailesi İskender’le karşılaştığında, Hephaistion’un İskender’den daha uzun ve daha gösterişli görünmesi nedeniyle önce onu kral sanıyor. Bu anlatı bile İskender’in özellikle uzun ve heybetli biri olarak görülmediğini düşündürüyor.

Başka anlatılarda da İskender’in fiziksel görünüşünün, sahip olduğu büyük şöhrete kıyasla daha sıradan olduğu vurgulanıyor. Yani karşımızda iki metre boyunda, devasa yapılı bir savaşçıdan ziyade; muhtemelen orta boylu, atletik ve oldukça dayanıklı bir asker vardı.

Plutarkhos ise İskender’in boyundan çok yüzüne ve duruşuna dikkat çekiyor. Başını hafifçe yana eğmesi, canlı bakışları ve kendine özgü duruşu, onun portrelerinde özellikle öne çıkarılmıştı.

Modern bazı tahminlerde boyunun yaklaşık 165–170 cm civarında olabileceği söyleniyor. Fakat bunun bir tahmin olduğunu unutmamak gerekiyor.

Kısacası Büyük İskender’in “büyüklüğü” muhtemelen fiziksel ölçülerinden değil, tarihte bıraktığı etkinin büyüklüğünden geliyordu.

Ve belki de hikâyenin en güzel tarafı tam olarak bu. 🏛️

____________

Tarih Arkeoloji SanatTarihi HelenistikDönem TarihBilgisi

17/09/2026

Bir polis, iki kadın ve İstanbul’dan Fransız Guyanası’na uzanan yaklaşık 10 yıllık bir hikâye…

31 Ağustos 1919. İstanbul, İtilaf kuvvetlerinin işgali altında.

Genç polis Mehmet Cemil Efendi, Alemdar Sineması ile Gülhane Parkı civarında büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Kendi hatıratındaki anlatımına göre bir grup Fransız askeri, Gülhane tarafından gelen faytondaki iki Türk kadını durdurmuş ve kadınlara saldırmaya başlamıştı. Müdahale eden bir Türk askeri ile yakındaki bir esnaf da yaralanmıştı.

Kaynaklarda askerlerin Senegal asıllı Fransız askerleri olduğu belirtiliyor. Mehmet Cemil peşlerinden Gülhane Parkı yönüne ilerledi ve durmaları için ihtarda bulundu. Ardından silahlar patladı. Çıkan çatışmanın sonunda iki Fransız askeri öldü.

Mehmet Cemil kaçmadı.

Polis müdürlüğüne dönerek yaşananları amirlerine anlattı ve Fransız makamlarına teslim edildi. Yaklaşık altı aylık tutukluluğun ardından 27 Şubat 1920’de Fransız askerî mahkemesi tarafından 10 yıl kürek cezasına mahkûm edildi. 12 Mart 1920’de önce Fransa’ya, ardından binlerce kilometre uzağa, Fransız Guyanası’ndaki ceza kolonilerine gönderildi. Saint-Laurent, Cayenne, Malgaches Çalışma Kampı ve meşhur Şeytan Adası, esaret yıllarının durakları arasındaydı.

Türkiye’nin diplomatik çabaları sonunda özgürlüğüne kavuşabildi. 1 Nisan 1929’da İstanbul’a döndü.

Bugün Gülhane’den geçerken önünden yüzlerce kez geçtiğimiz bu yerlerin, yüz yıl önce nasıl hikâyelere sahne olduğunu çoğu zaman bilmiyoruz.

Polis Mehmet Cemil Efendi’nin hikâyesi de İşgal İstanbul’unun unutulan hikâyelerinden biri.

_____________

Address

Istanbul
34104

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Sanat ve Arkeoloji posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category