19/01/2026
Saygıyla anıyorum.
Osmanbey, Halaskargazi Cd. Şubat Apt.’ında 3. yada 4. yılıydı reklam ajansımın.
Kapı komşum gazetesiydi.
ile hemen hemen her gün karşılaşır, sohbet etmesek bile gülümser be selamlaşırdık.
İşte o gün… 19 Aralık günü… Katil Özgün Samast’ın ve çevrede gezinen kan kokusunun farkında değildik.
Günlük ajans toplantısına başlamıştık ki…
Silah sesi!!!
Daha hiç bir şey görmeden, dudaklarımdan dökülen tek kelime “HRANT” oldu.
Faşistler binanın önünde eylem yapar, tehditler savurur, Bir Gece Ansızın Gelebiliriz diye slogan atarlardı. Bir itin, bir aydını katledeceği günü bekliyormuş belliki bilinçaltım.
Fotoğraf makinemi alıp, 4. kattan aşağı uçarak indim. Deklanşöre ardarda basarak, yerde cansız yatan Hrant’ı bilinçsizce fotoğrafladım. Onlarca kare çektim, belki yüz kare…
Ta ki polis kordonu çekilip üzerine bir gazete serilene kadar.
Sonra barkatin içinde kalıp, hemen önünde yattığı ’e sığındım.
Mahşer günü gibi oldu dışarısı. Kardeşi ve oğlunun çığlıkları, haykırışları sadece kulaklarımı değil, yüreğimi darmadağın ediyordu.
Sönmüştüm adeta.
O sesi duyana kadar devam etti.
O zamanın emniyet genel müdürü Muhammer Güler, “alalım arkadaşın makinasını diye elimdeki fotoğraf makinemi işaret ediyordu. Omzu kalabalık bir polis müdürü kibarca istedi makineyi. Hafıza kartını alın makineyi vermem dedim.
3 ay sonra bilişim suçları masasından aldım makinemi. Özel fotoğraflarım da dahil her şey silinmiş, el koyulmuştu.
Keşke koruyabilseydim ve kadrajlarımın her milimetresinde gizlenmiş, farklı bakan gözleri tespit edebilseydim.
Yerdeki kan 🩸 pusu kokuyordu, can alan katil kokuyordu, içim titriyor, ellerimin buzu çözülmüyordu.
Hrant gitmişti o gün. Katil Ogün ise yaşıyordu, bugün olduğu gibi.
Işıklarda uyu Hrant!