10/09/2026
İsmail Özgür Soğancı
Ahşap panel üzerine akrilik, 172x102 cm
İsmail Özgür Soğancı’nın resimlerinde mekân, görünen dünyanın bir tasviri olmaktan çıkarak hafızanın yeniden kurduğu bir alana dönüşür. Mimari formlar, renk yüzeyleri, çizgiler ve küçük işaretler; tanıdık bir kente, bir eve ya da geçmişte kalmış bir yere aitmiş hissi verirken, hiçbir zaman bütünüyle tanımlanabilir değildir. Soğancı’nın resimleri tam da bu belirsizlikte, hatırlamak ile hayal etmek arasındaki bölgede yaşar.
Bu eserde de yapıların birbirine eklenerek oluşturduğu manzara, gerçek bir kent görünümünden çok zihinsel bir harita gibidir. Ev, sokak, duvar, pencere ya da kapı olabilecek biçimler zaman zaman geometrik renk alanlarına dönüşür; perspektif geri çekilir, ölçekler değişir ve farklı zamanlara ait izler aynı yüzey üzerinde yan yana gelir. Soluk yeşiller, toprak tonları ve mavilerin kurduğu dingin atmosferin içinde beliren sarı, turuncu, kırmızı ve turkuaz parçalar ise resmin ritmini belirleyen küçük işaretler gibi çalışır.
Soğancı’nın dünyasında mimari yalnızca bir konu değil, hafızayı taşıyan bir yapıdır. İnsan figürü görünmese de insanın bıraktığı iz her yerdedir. Bu nedenle resme uzaktan bakıldığında bir kentle, yaklaştıkça ise katmanları açılan kişisel ve şiirsel bir arşivle karşılaşırız. Kent burada sabit bir yer değil; zamanla silinen, yeniden hatırlanan ve resmin yüzeyinde tekrar kurulan bir hafıza biçimidir.