Bayram Yelen Kültür ve Sanat

Bayram Yelen Kültür ve Sanat Yazdığım şiirleri, çektiğim fotoğraf , videoları ve beğendiğim diğer kişilere ait eser

02/06/2026

Atatürk'ün yaveri anlatıyor;

Bir gün Atatürk'le beraber Abidinpaşa'dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus'a geçiyorduk.

O zamanlar Samanpazarı'nda bulunan üç beş dükkandan birisi Ali Efendi isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde, hele Ankarada böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu halı Atatürk'ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik.

Beraberce dükkana yürüdük. Kitapçı, Ata'yı görünce, buyurun Paşam diyerek heyecanla bir emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı çok güzel bulduklarını ifade ettiler. Kitapçı;

- "Paşam, bu halı bir müşterimin. Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için bana bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok" dedi.

Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı sahibinin nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı ezile büzüle;

- "Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler, müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim" dedi.

Bu sefer Atatürk daha çok merak edip;
- "Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu öğrenmek isteriz" dediler.

Kitapçı;

- "Paşam 40 lira istemişlerdi" deyip yine halı sahibinin ismini vermedi. Atatürk halı sahibini iyice merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek ve sıkılarak;

- "Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin Paşam" dedi.

Abdülhalim Efendi, Hz.
Mevlâna sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili olarak Mecliste görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel konuşan, Mevlevî kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli, hoş sohbet, özü sözü doğru bir kişiydi.

Mustafa Kemâl, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkana 40 lira bırakmamı emretti.

Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.

Bu arada Mustafa Kemal, Abdülhalim Efendi'nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;

- "Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama, kapısını kimseye kapamıyor" diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;

- "Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi'nin evine yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz." dediler. Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık.

Aynı akşam Abdülhalim Efendi'nin evine gittik. Kendisi bizi avlu kapısında karşıladı.

Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu. Mütevazı evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.

Abdülhalim Efendi;
- "Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade ederseniz, arabanıza koyduralım." dedi.

Atatürk de;
- "Abdülhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz." diyerek halıyı açtırdılar ve odaya serdirdiler.

Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi kapıya kadar uğurlayarak;

- "Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı..." derken Atatürk sözünü keserek mütebessim;

- "Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz." diyerek veda edip ayrıldılar.

Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi'ye, kitapçıya bile belli etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamışlardı.

Bu ibret verici anı; O büyük asker, devlet adamı ve devrimci liderin, en az bu nitelikleri kadar büyük olan insanlığını anlatmasının yanı sıra, onun, gerçek dindar ve üstelik bir tarikat mensubu olan Çelebiye saygısını göstermesi bakımından da ayrı bir önem taşıyor.

Abdülhalim Efendi, o halıyı Konya Mevlânâ Müzesi kurulunca oraya armağan etmiştir. Görülüyor ki, Abdülhalim Efendi de bu asil davranışı kötüye kullanmamış ve halıyı sahiplenmeyip, layık olduğu yere armağan etmiştir. (1922). Ayrıca; Herkese açık sofrasını sürdürebilmek için halısını satan bir
tarikat ehliyet , dini siyasete alet ederek para, mevki ve güce ulaşmayı düşünmemiştir.

Atatürkten Hiç Yayınlanmamış Anılar / Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul

02/06/2026

ÖLDÜ SAY BENİ
-Nihat Soykan Şiiri -
Kederlenme gönül bu imiş yazı,
Felekten payını aldı say beni.
Kaderin kimseye yok imtiyazı,
Ahu zar etsem de güldü say beni.

Nedamet eylersin ömür geçerken,
Gam olur imkânlar elden kaçarken,
Bahar vakti lale sümbül açarken,
Hazan değdi gülü soldu say beni.

İş işten geçti de yeni anladım,
Sevgiyi şefkati kini anladım,
Cananı anladım canı anladım,
Bilmediğim varsa bildi say beni.

Aldanıp olmadım nefsime köle,
Minnet eyleyemem yedi yâd ele,
Sebep ne ola ki düştüğüm hâle,
Muradı yarıda kaldı say beni.

Soykaniyim gönül sanadır sözüm,
Nafile hayale aldanmaz özüm,
Bilmem ki ecele varmıdır lüzum,
Bir günde bin defa öldü say beni

Nihat Soykan

Mandıra Filozofu "Müfit Can Saçıntı" Aslında Kim? "Çorum'dan Çin'e uzanan bir hayat…" 👇👇İlkokulu yedi ayrı okulda okudu....
29/05/2026

Mandıra Filozofu "Müfit Can Saçıntı" Aslında Kim? "Çorum'dan Çin'e uzanan bir hayat…" 👇👇

İlkokulu yedi ayrı okulda okudu.
Yedi.

Babası astsubay. Bir tayin, bavullar toplanıyor. Bir tayin daha, yeni bir şehir, yeni bir okul, yeni bir sınıfta tek başına oturmak. Kırıkkale, Sivas, Sungurlu...

Hangi şehirde doğduğunu bile babasının özel tertibine borçlu — Kırıkkale'deyken sırf Çorum doğumlu olsun diye annesi Sungurlu'ya götürülmüş, doğumun hemen ardından geri dönülmüş.

Çorum'un Sungurlu'sunda, Alevi Türkmen bir ailenin çocuğu.
Ortaokulu Doğubeyazıt'ta okudu. Liseyi Kartal'da.
Yani bu ülkenin neredeyse tamamını sırtında taşıdı, daha adam olmadan.

Şimdi düşününce... bir çocuğun sürekli yeni bir sınıfa girip kendini yeniden anlatmak zorunda kalması, insanı ya kırar ya da dünyanın her köşesini anlar hale getirir.

O, ikincisi oldu.
Üniversitede bir şiir yazdı.
Tutuklandı.
..

Babası Kıbrıs'ta devlet adına savaşıyordu o sıralarda.
Son sınıfta üniversiteden ayrıldı — TRT'de çalışmaya başlayınca okulu bıraktı. Levent Kırca'nın yanında on yıl senaryo yazdı. Kimse pek fark etmedi.

Sonra Çocuklar Duymasın'da Mustafa Ali oldu.
Mandıra Filozofu oldu.

Seksenler'i yönetti — 193 bölüm, beş yıl.
Ve Mandıra Filozofu filmiyle Shanghai Film Festivali'ne davet edildi.

Gökçam Köyü'nden Shanghai'ya.
O yolculukta bir şey vardı ki pek bilinmez.

Bütün o tayinler, okullar, şehirler boyunca yanında bir kardeş vardı — Mehtap. Kendi annesi gibi korumuş, kollamış onu. Müfit'in kendi sözleriyle: "O olmasa şimdiki ben olmazdım, başka bir ben olurdum."
..
Bir şiir yazdığı için tutuklanmış çocuk, o şiiri filmlere dönüştürdü. Ve dünya onu izlemeye geldi.

Bu ülke bazı insanlara önce zindan gösterir, sonra alkışlamak ister.
O ikisine de aynı sadelikle baktı. 🇹🇷
Sungurlu Nostaljisi grubundan alinmıştır

23/05/2026

SEN BEN TEZAT
Seninle herşeyimiz karmakarışık
Karmaşık ama hepside şık şık

Ben leyleğin yuvadan attığı yavru
Sen herkesin gıptayla baktığı yavru

Sen soğuk havanın ılık güneşi
Ben dertlinin derdi hasta ateşi

Ben açta 'yutkun'um, aşıkta 'unut'
Sen her yürekte taze bir umut

Sen vahasın çölde ada denizde
Ben gözlerden akan yaş olamadım

Sen sağlam vücutsun kansın benizde
Ben fakir sofrada aş olamadım

Sen kır çiçeğisin dağda anızda
Ben kabir başında taş olamadım

Sen bir hayat oldun bu bendenizde
Ben sana bir anlık düş olamadım

Ben havanda hava döğmüşüm heyhat
Sen bir gerçek oldun sensin hakikat

Sen sevgiliden sevgiliye hediye
Bense benziyorum kara kediye

Ben canlıda ecelimdir bir nefes
Sen sıladan gurbete çağrılı bir ses

Karmaşık bir tezat özelliklerimiz
Seninle zıtlıklar güzelliklerimiz

Bayram Yelen
Kamera: Kemal'eren Kemal Berk

21/05/2026

İyi günler diliyorum…
Demokrasi kültüründe bir protestonun, muhataba gösterilen bir tepkinin güzel örneği…
AKLINIZDA OLSUN!
Norveç kurtulunca, halk kendilerine ihanet eden bu yazara (Nazilere sempati besleyen Knut Hamsun) hiçbir şey söylemedi. Ne bir protesto, ne bir yazı, ne saldırı… Ama bir gün evinin önüne bir genç kız gelip, Hamsun’un kitaplarını bıraktı. Biraz sonra da yaşlı bir adam geldi ve o da kitapları bıraktı. Derken insanlar ellerindeki Knut Hamsun kitapları ile akın akın gelmeye başladılar. Hamsun bütün bunları penceresinden izliyordu. Halk çıt çıkarmadan, en ufak bir tepki göstermeden sakince kitapları bırakıyordu. Birinci günün sonunda kitaplar koskoca bir yığın ediyordu artık. Ertesi gün aynı durum devam etti. Kitap yığını büyüdükçe, halkına ihanet etmiş olan yazar küçüldü ve ölümü böyle oldu...
Zülfü Livaneli -
Edebiyat Mutluluktur…

20/05/2026

KISSADAN HİSSE
Eşek bir kör kuyuya düştü...
Kuyunun başına toplananlar “Nasıl düştün böyle?” diye seslendiler...
Eşek yanıtladı:
“Eşekliğimden...”
“Nasıl yaptın eşekliği?..”
“Bakmadık, görmedik, anlamadık yani...”
“Seninki de tam eşeklik ama...
Biraz bakmaz mı adam nereye gidiyorum diye?.. Baktın önünde karanlık var, düşmeyeceksin...”
*
Eşeği kurtarmaya karar verdiler...
Ama düşmek kolaydır da çıkmak zordur
kör kuyulardan...
Herkes bir şey söyledi:
Kimisi “Eğitim...” dedi...
Kimisi “Müstahak, çıkartırsak yine düşer, bırakın aklı başına gelsin” diye ekledi...
Kimisi “Çıkmayacağına göre, ona yardım gıda paketi verelim, otursun oturduğu yerde, sesini kessin” önerisinde bulundu...
Kimisi farklı teklif getirdi:
“Ona aslında iyi bir noktada olduğunu söyleyelim... Önündeki kör kuyuyu göremeyip düştüğüne göre, ne halde olduğunu da anlamaz eşek...”
*
Sonunda....
Sonunda kuyunun başındakiler eşeği kurtarmanın zor olduğunu düşündüler... Eşekten vazgeçip üzerine toprak atarak
kuyuyu doldurmaya karar verdiler...
Kararlarını eşeğe bildirdiler...
Eşek sordu:
“Hani bizi kurtaracak çılgın projesi yok mu?..”
*
Kimse onu dinlemedi...
Küreklerle kuyuyu doldurmaya başladılar...
Eşek, üzerine gelen her toprağı silkeledi, ayaklarının altına düşen toprağın üzerine çıktı, böylece yavaş yavaş yükseldi...
Ve kuyu dolduğunda...
Eşek kuyudan çıkmıştı...
*
Üzerine gelen felaketi silkeleyip atamayan,
razı olan, katlanan ve tepki göstermeyen eşekler içindir bu hikâye aslında...
Eğer eşek üzerine gelen felakete tepkisiz, sessiz kalıp katlansaydı...
Gitmişti...
*
Hikâyenin tam burasında size
“kıssadan hisse” demem gerekiyor ya...
Bunun doğrusu “eşekten hisse”dir...

20/05/2026

MUŞ- BİTLİS
12-14 Mayıs arası Bitlisteydik. Muş Bitlis arası 80 km. Muş Alparslan Havaalanı ikisine de hizmet veriyor. İniyoruz havaalanına çıkıyoruz yola. Bu mevsimde Muş Ovası bir başka güzel.
Her yan çiçek tarlası, çayır çimen. İsmet Akyol Burdurun renkli siması, müfettiş abimiz;
“Eşek olup yayılasım geliyor” derdi böylesi çayırlıkları gördüğünde. Kulakları çınlasın.
Sürülerinin yayılışını görmek lazım asıl o benzersiz ovada.
Eskinin ders kitaplarında geçen o şiir düşüyor dilime.
***
Sürüler yayılır kıra/Dağlar uzar sıra sıra
Sular can verir çayıra/Ne güzeldir Türkiye’miz
***
Yol işlek, hız yapmaya müsait. Çıkıyoruz yoldan çekiyoruz aracımızı emin bir yere. Varıyoruz sürüsünün başını bekleyen çobanın yanına. Onu da dâhil edip hatıra fotoğraf çektiriyoruz o manzara önünde.
***
“Bingöl Çobanlarına” şiiri de vardı Kemalettin Kamu’nun. Yeni kitaplarda yer almıyor onlar.
Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini
***
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda
"Suna"mın başka köye gelin gittiği akşam.
***
Şimdinin çobanı öyle değil tabi. Telefonu elinde, takip ediyor o da sen ben gibi yurtta dünyada olup biteni. Bingöl’de de öyle Muş’ta da her yerde aynı. Paylaşıp hatıralarını tazeliyoruz özellkikle de buralarda görev yapan öğretmenlerin. Yorumlar geliyor hemen de sosyal medya üzerinden. Karlıova’da, Bingöl’de, Muş’ta, Bitlis’te, Tatvan‘da, görev yapanlardan. Bir telefona, bir etrafa göz atarken çok geçmiyor Güroymak’a varıyoruz. Çay molası veriyoruz orada. Oturuyoruz kürsülere. Kokusu başka burada çayın. “Kaçak çay” deniyordu eskiden ona da, kalmadı kaçaklığı memlekette hiçbir şeyin. Kevgire döndü hudutlar. Her kaçak girebiliyor şimdi ülkeye. İnsan kaçakları giriyor en çok da. En önemlisi o. On milyondan fazla yabancıyla paylaşıruz ülkeyi.
Sermiş kasa üzerinde “uçkun” satıyor birisi. Bu mevsimde yörede yetişen dağ bitkisi o. Görüntüsü kartpostallık. Alıp test ediyoruz . Hafif mayhoş, mideye rahatlık veren tadı var. “Yayla muzu” da diyorlar burada. Farklı türü var onun bizde “kap” diyoruz biz. Çay faslı bitiyor kalkıyoruz. Kaptan Ali kısa adı BETAV olan “Bitlis Eğitimi ve Tanıtma Vakfının” görevlisi. Görmek ister misiniz Erenler Kabristanı, diyor çeviriyor direksiyonu o yöne. Said Nursi gibi bir çok ismin yolunun kesiştiği tarikatların önde gelenlerinin yattığı yer burası. Bilgiler alıyoruz onlar haklarında. Bir kısmı Milli Mücadelede Atatürk’le birlikte hareket etmişler. Nutukta yer verilmiş o gün çekilen telgraflara. Din siyaseti güdenler başta olmak üzere çok oluyormuş ziyaretçileri burasının. Muş Ovası, Güroymak
her yer, her şey güzel bu mevsimde. Erimemiş dağların karı buradayız diyorlar karşı tepelerden. Kalacağımız Bitlis Yahya Eren konuk evinde daha yakından görebiliyoruz onu. İki sıra dağ arasında dere içine kurulu çünkü Bitlis. Ahmet Eren imzası var burada her yerde. Çıkar al onu yaptığı yatırımları, hizmetlerini döner eski haline şehir , baş başa kalır kaderiyle. Yurt, okul, otel, her tabelada Eren. İnsanın geldiği yeri unutmaması ne güzel. Örnek olmalı diğerlerine de. Üniversite kazandırmış doğduğu yere. Teslim etmiş devlete kampüsü her şeyi ile. Takipsiz bırakmamaış. El atmaya devam ediyor yetişilemeyen yerde.
***
Bitlis deyince türküleri gelir aklıma. Hüsamettin Subaşı, Atakan Çelik bir de. “Bitlis’in önü bağlar” deniyor bir türküsünde ama dağları ön planda. Onlar çarpıyor gözler daha ziyade. Konuk evinin penceresinden görünen manzara öyle.
Şiiri vardı Abdürrahim Karakoç’un. Ölümün ne zaman, nerede geleceğini tasvir tasavvur etmiş orada. Ardıçlı, ardıçsız, karlar görünce yamaçlarda, onu hatırlarlar bana;
***
“Ardıçlı dağlarda kar yama yama
Pembe bir kızıllık vurunca cama.
Camide cemaat uyup imama
Rabbi için namaz kıldığı zaman”
***
Sert, karasal iklim hâkim şehre. Alttan ısıtma var kaldığımız yerde üşümüyor, rahat geçiriyoruz geceyi. Sabahı ediyor kahvaltı sonrası Bitlis Tanıtım Vakfı BETAV'ın Diyarbakır yolu üzerindeki Balcılık ve Arıcılık kuruluşuna geçiyoruz oradan. Bir benzinlikte durduruyor ondan evvel Şakir ve Ali bizi. Mermer ocağı açılırken açığa çıkan suyu gösteriyorlar. Göz ağrılarına iyi geliyormuş. Görüntü alıyor yüzümüzü yıkıyoruz sudan. Şekersiz çay tadı var gibi. Babam rahmetli “şekersiz çay” önerirdi göz ağrısına. Sıhhiye onbaşısı imiş askerde. Ona gelirdi başı dişi ağrıyan köyde. Onu hatırlattı bana.
***
Sıradağlar kesiyor önümüzü burada Karşı bayırdan yaşlı bir teyzenin inişini izliyorum. Giyimi, yürüyüşü yaşmak alışı anam gibi. Yemlik mi aradı o bayırlarda kim bilir.
“Şu dağın arkası Tatvan, şurası Fizan, şu tarafta Güroymak” deniyor dağ adları ile tarif ediliyor görünmeyen yerler. “Bitlisin önü bağlar. O yar oturmuş gül bağlar” türkü sözü o gerçeği farklı ondan.
“Bitlis'te beş Minare” türküsüne de değinmek gerek söz türküye gelmiş iken. 1916 yılında Doğu Anadolu'yu işgal eden Rus ordusu Bitlis'e girer. Şehirde büyük bir yıkım ve katliam yaşanır; Cepheden dönen baba ve oğlunun, harabeye dönen şehirde yalnızca beş minarenin ayakta kaldığını görmesi üzerine yakılmış bir ağıt o.
Muşun da türküsü var benzer nedenle yakılmış o da.
"Muş'un etrafında fesli gezerim",
Rus işgali ve Ermeni çetelerinin saldırıları altındaki Muş halkının çektiği acıları, yoksulluğu ve vatan sevgisini anlatan ağıt ve kahramanlık türküsü o da. Bircan Pullukçuoğlu sevdirmişti bize. Şehitlerimiz ile birlikte rahmet diliyorum ona da.
“Mektebin Bacaları” var tabi bir de Muşun marka türküsüdür o da. “Alnımızda bilgilerden bir çelenk” gibi milli marşı olmuştur eğitimcilerimizin. Muazzez Türüng yöreden derlemiş babasının görev yaptığı sırada.
Bitlis ne kadar dağ dere arası ise Muş o kadar ova.
***
“Atem tutam men seni. Şekere katam men seni.Akşama baban gelende. Öğüne atam men seni”. Torunumuz Gökçe yeni yeni adımlıyor. İlk adımlarını seyrediyorum boş vakitlerimde. Bitlisin bu türküsü takılıyor dilime. Hüsamettin Subaşı svdirmişit onuda bize. Bir düzine türküsü var belleğimde bu şehrin daha böyle.
Şehir merkezini geziyoruz işten arta kalan zamanda. “Atatürk camisi” varmış önceden. Onarıma alınmış kaldırılmış o tabela “Gazibey Camisi” oluvermiş ne hikmetse. Güroymak’ta çokmuş Atatürk sevgisi özellkşle de. Lakabı Atatürk olanlar varmış halk arasında. Nutuk’ta geçen Atatürk’ün telgrafı iz bırakmış yöre insanı üzerinde, öyle ifade ediliyor.
***
Karın kışın yoğun yaşandığı il Bitlis. Nemrut dağında dokuz metreyi aşan kar olurmuş Nemrut Gölüne giden yol kapalıymış halen görme hevesimiz var ama gidemiyoruz o yüzden. Temmuzda gitmiştik benzeri Uzakdoğu’da bulunan bu dünya cennetine. Kekik kokuyordu zirve. Onu teneffüs ederek seyretmiştik Tatvan’ı, gölün eşsiz güzelliğini, görüş alanımıza giren dağları ovaları.
***
Şehir dere içinde iki yana büyümüş büyüyeceği kadar. Tatvan’a doğru uzuyor artık. Üniversitesi ilk adımı olmuş onun. Hastane yapılmış ikisinin ortasına Tatvan Bitlis birleşecek gibi duruyor yakın gelecekte.
***
“Avşor çorbası”, “Büryan kebabı” şehrin adıyla özdeş iki önemli lezzet. Tatmıştık önceden ama daha güzel geliyor bu son uğrak yerinde yediklerimiz. “Ekmeği bilene pişirt, bir adet de fazla ver” denir bizde. Bilenle gördürürsen işi fayda görürsün ondan. Lezzet bırakır damağında
***
İki günlük geziden notlardı bunlar kalmasın istedik bizde. Bitlis bundan ibaret değil elbette. Neleri neleri var daha.
“Kabristanlar milletlerin tapularıdır” diyor Yusuf Halaçoğlu hoca. Ahlat Selçuklu Mezarlığı açık örneğidir onun.
Türk’ün Anadolu’ya damgası Türk milletinin tapusu Selçuklu kabristanı göremiyoruz vaktimiz olmuyor ona.
Dönüyoruz tekrardan geldiğimiz yoldan Muş Sultan Alparslan havaalanına.

Kamuran İnana rahmet diliyorum Allahtan. Konferansını dinlemiştik Milli Düşünce Merkezinde bundan 12 yıl önce.“Bir Çınar inan ki” başlığı altında özetlemiştim onu. Uzun yazıdan iki maddeyi alıp bitiriyorum onunla.

Dışarıdan bizi bölmeyi başaramayanlar içeriyi deniyorlar. Kürt sorunu budur.
Hain olursanız önünüz açık olur. Sadık olursanız sizi ezerler.
Dünyada nüfusuna göre haini en fazla olan milletiz.
***
Ümitsizliğe gerek yok. 107 yıl öncesi şartlar on kat dahaağır ve de kötüydü şimdikinden.
Cumhuriyeti kuran o kadroya ve milli mücadeleyi başaran kahramanlarımıza bin rahmet olsun
Kutlu olsun “19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı” Esen kalın. .
Osman ERENALP
Ankara 19 Mayıs 2026

Address

Isparta

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bayram Yelen Kültür ve Sanat posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Establishment

Send a message to Bayram Yelen Kültür ve Sanat:

Share

Category