Bayram Yelen Kültür ve Sanat

Bayram Yelen Kültür ve Sanat Yazdığım şiirleri, çektiğim fotoğraf , videoları ve beğendiğim diğer kişilere ait eser

DERSİMLİ DİYAP AĞA; “BİZ KÜRT DEĞİL TÜRK’ÜZ!”Diyap Ağa(Yıldırım), 1831 yılında Çemişkezek’in Eğerek köyünde Hozatlı Seyi...
05/09/2026

DERSİMLİ DİYAP AĞA; “BİZ KÜRT DEĞİL TÜRK’ÜZ!”

Diyap Ağa(Yıldırım), 1831 yılında Çemişkezek’in Eğerek köyünde Hozatlı Seyithan Ağa ve Elif Hanım'ın oğlu olarak dünyaya geldi. Ovacık-Hozat aşiretlerinden Ferhatuşağı aşiretine mensuptur. Babası Seyyit Han’dan sonra aşiretin başına geçmiştir.

Diyap Ağa, Dersim civarında teşkilatlanmaya gelen altı Ermeni komitacıyı yakalamış ve bunları padişah II. Abdülhamid’e teslim edilmek üzere Yıldız Sarayı’na yollamıştır.

Mustafa Kemal Millî Mücadele’yi başlattığı zaman Diyap Ağa tam destek vermiş ve 23 Nisan 1920’de ilk Büyük Millet Meclisi’ne Dersim mebusu olarak girmiştir.

O günleri Diyap Ağa’dan dinleyelim:

“Gâvur Anadolu’yu sardı. Hepimizi bir düşünce aldı. Din ve diyanet, ırz ve namus, Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki, Erzurum taraflarında can kurtaran bir Paşa çıkmış. Meclis kuracakmış. Onu hep gözledik. Öğrendim ki, bu Paşa’nın adı Mustafa Kemal imiş. Onun büyük yüzünü görmeğe can attım. Fakat o zaman kısmet olmadı. Sonra Sivas’a oradan da Ankara’ya gelmiş.
Bu zaman bizden iki mebus istedi. Herkes korktu, ihtiyar halimle vatanı kurtaranların yanına koşmayı, hatta başımı bile vermeyi göze aldım. Bana ‘gitme ölürsün’ dediler. “Zaten herkes mahvoluyor, varam, gidem, onlara ulaşam, hep beraber ölek!” dedim.
“Benimle mebus seçilen Ayas Uşağı aşiretinden Zeynozade Mustafa Ağa korktu, gelmedi. Ben yanımda bir uşağım, atlara atladık, Elâziz’e geldim. Elâziz’de bana harcırah verdiler. Oradan bir yaylı araba tuttum. Malatya, Sivas, Kayseri yolu ile on sekiz günde Ankara’ya vardım.”

Ankara’da mebus iken Yunan ordusu, Polatlı yakınlarına ulaşınca Meclis’in taşınması gündeme gelmiş, Diyap Ağa söz alarak; “Lâfım kısadır! Beyler, biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa dövüşerek ölmeye mi?” diyerek Meclis’te millî bir coşkunun mimarı olmuştur.

Torunu Haydar Yıldırım’ın anlattığına göre, Atatürk’ün kendisine ‘Sen benim dünya ahiret babamsın’ dediği Diyap Ağa, Yunan Ankara’ya yaklaştığında çoluk çocuğun nakledilmesi tartışılırken, ‘Eğer çoluk çocuğu geri gönderirsek Türkiye geriye düşer. Biz geri adım atamayız’ demiş ve Atatürk tarafından da ayakta alkışlanmıştır.

Lozan görüşmeleri sırasında da söz alan Diyap Ağa, şöyle anlatmıştır o gün yaşananları:
“Aha bizim memleket ahalisi Kürt’müş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış, bunu duyunca kızdım kürsüye çıkıverdim.

Gene sustular: ‘Lâilaheillâh Muhammedürresullâllah’ dedim. ‘Gerek Şafiî, gerek Hambelî, gerek Hanefî hepimizin kıblesi birdir. Meclisimiz, kulübümüz, dinimiz, milletimiz birdir. Biz Kürt değil, biz Türk’üz. Hepiniz Lâilaheillâh demişsiniz. Şimden sonra mı, ayrı bir din, ayrı bir millet olacağız’ dedim.”

Diyap Ağa, Dersim mebusluğu bittikten sonra memleketi Tunceli'ye geri döndü. Mustafa Kemal Atatürk tarafından Diyap Ağa'ya maaş bağlatıldı.
Diyap Ağa, 9 Eylül 1935'de 104 yaşında iken Tunceli'de vefat etti. Mezarı Tunceli-Çemişgezek Gözlüçayır köyünde bulunmaktadır.

Rahmet ve minnetle anıyoruz.
Mekanı cennet olsun.

Alıntı

03/09/2026

DOKTORU YALANA TEŞVİK*
-Bir hastanın doktordan işbirliği talebi-
-Aslan AVŞARBEY (Mülkî) Şiiri

Doktor Bey ne olur o yâr ararsa
Durumu iyi de ölüyor deme
Başında kimi var diye sorarsa
Azrail nöbete kalıyor deme

Tansiyonu normal nabzı düzgün de
Biraz hâlsizlik var ondan süzgün de
Maşallah ne küskün ne de üzgün de
Koluyla gözünü siliyor deme

Kötüye gitse de ilk günden beri
De ki gayet iyi tüm tahlilleri
Kemiğe yapışmış damar ve deri
Hemşire kanı zor alıyor deme

İştahı yerinde bilinç açık de
Her şeyi anlıyor açık seçik de
Güneş yokluğundan rengi uçuk de
Her gün biraz daha soluyor deme

Hafif zorlansa da hapı yutarken
Türkü söylüyor de gündüz yatarken
Akşam pencereden güneş batarken
Ah çekip gözleri doluyor deme

Ameliyat falan olmayacak de
Başka bir tedavi almayacak de
İlaca da gerek kalmayacak de
Ecel yavaş yavaş geliyor deme

Fotoğraf isterse gönderme sakın
Ağlarsa babacan bir tavır takın
Gece uyku haram sabaha yakın
Hafiften şöyle bir dalıyor deme

İkna et aklında şüphe kalmasın
Adresimi verme kalkıp gelmesin
Ne düşündüğümü aman bilmesin
Bazen acı acı gülüyor deme

Yakında çıkar de böyle giderse
Yalandan yemin et ısrar ederse
Hastalığı neymiş sebep ne derse
Bir Allah bir kendi biliyor deme

Hülasa Doktor Bey sakla ahvâli
Mülkî’nin boynuna varsa vebali
Şecaat arz eden Kıpti misali
Ağzından kaçırıp ölüyor deme
Azrail kapıyı çalıyor deme

Aslan AVŞARBEY (Mülkî)
28.07.2026-Kocaeli

*Türk Edebiyatı Dergisinin Eylül 2026 tarihli 635. sayısında yayınlandı. İmdat Avşar Hocama çok teşekkür ederim.

ÇOCUK VE  İHTİYAR -Secaattin Öztürk Şiiri -Al ihtiyar; senin olsun,ömrüm ,desen; İstemem çocuk!Minnet etmem...Sen çağını...
16/08/2026

ÇOCUK VE İHTİYAR
-Secaattin Öztürk Şiiri -

Al ihtiyar; senin olsun,ömrüm ,desen;
İstemem çocuk!
Minnet etmem...
Sen çağının delisi
Ben yaşımın dervişi
Çalmış eşkalimi aynalar
Kat kat alnımda çizgiler
Yapma ,kandırma ne olur !
Uğraştırma beni
Git işine çocuk!

Al ihtiyar; senin olsun ömrüm,desen;
İstemem çocuk
Beş para vermem !
Geçemem o yollardan bir daha,sil baştan
Başlayamam hayata
Bir daha aşka düşüp
O cehennemi yaşayamam yeniden
Uğraşma benimle
Çelme aklımı ne olur
Var git,
Günahıma girme, çocuk!

Al ihtiyar;senin olsun ömrüm, desen ;
Dönüp bakmam
Minnet de etmem çocuk !
Biriktiremem dost diye onca yalancıyı
Açamam yüreğimi onca haine bir daha
Aynı yollardan
Aynı kazıkları yiye yiye bir daha geçemem
Hayat yolundan..
Girme günahıma kandırma ne olur
Senin olsun genclik; var git !
Sen ömrüne, ben yoluma çocuk...

TOYNAK

15/08/2026

İbrahim Sayar'a cevaben..

ANLATAMAZSIN
Şiir: Avni Temiz

Boşuna uğraşma İbrahim hocam
Dört gözle baksa da anlatamazsın
Çarşı pazar yangın yerine dönmüş
Evini yaksa da anlatamazsın

Minare çalanlar camii satıyor
Suçu başkasına atıp yatıyor
Yılanlar sokakta cirit atıyor
On yerden soksa da anlatamazsın

Zulmeden ondansa gösterir rıza
Alkış tutar yanında ki hırsıza
Maske bulunmaz ki böyle arsıza
Gözünü diksen de anlatamazsın

Kurmuşlar şeytanla gönülde bağı
Günden güne büyür münafık dağı
Zevkle yaladığı kasap bıçağı
Gırtlağa çökse de anlatamazsın

Çirkin güzel diye kendin oyalar
Dökülür ortaya birgün foyalar
Hergün süründüğü krem, boyalar
Yüzünden aksa da anlatamazsın

Geçmez ki günleri plan kurmadan
Delil üretirler görsen durmadan
Keser döndüğünde sapı vurmadan
Kelepçe taksan da anlatamazsın

Birbirine değmez saflarda omuz
Seviyor göllerde yüzmeyi camız
Devlet malı deniz demişse domuz
Suyunu çekse de anlatamazsın

Kendisine iğne batırmazken pek
Senin kusurunu sayarlar tek tek
Bunların gözünde mertek var mertek
Gözlüğü taksan da anlatamazsın

Ellerine geçti koskoca saha
Bir nala vururlar ikide mıha
Gerilmişler bir bir koca çarmıha
Çiviyi çaksan da anlatamazsın

Her ne kadar uzun olsa da boyun
Din tacirleriyle oynama oyun
Kurbanlık kaderim demişse koyun
Kınayı yaksan da anlatamazsın
Evini yıksanda anlatamazsın..

03.08.2026
AVNİ TEMİZ

14/08/2026

Rusya’nın ücra bir köyünde, rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü hakkında soruşturma yapılır.

Müfettiş:
“Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?”

Köylü:
“Sadece bir vida beyim… Oltama ağırlık yapması için lazım. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez.”

Müfettiş:
“Delilik bu! Muhtar görmüyor mu bunu?”

Köylü:
“Görmez olur mu? Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta…”

Müfettiş:
“Peki ya maaşınızı artırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?”

Köylü:
“Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz; büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz.”

Müfettiş, bu cehaletten dehşete düşerek raporunu yazmak üzere başkente giden trene bindi.

Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldandı:

“Bu sefalet bir gün felakete yol açacak…”

Tam o sırada ray kenarında elinde iki tane vida tutan küçük bir çocuk gördü.

Çocuk gülümseyerek el sallıyordu.

Müfettiş dehşetle bağırdı:

“Treni durdurun!”

Ama çok geçti. Kulakları sağır eden o metal çatırtısı duyuldu.

Çocuk ne fizik biliyordu ne de “bir söküp bir bırakma” kuralını. O sadece büyüklerinden gördüğünü yapmıştı; ama yan yana iki vidayı birden sökmüştü.

Tren devrildi.

Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçilmişti.

Suç veya suçlu kim?
Asıl suçlu kim?

“Cehaleti normalleştiren toplum, çıkarı ahlakın önüne koyan düzen, ‘Bir şey olmaz’ kültürü ve yanlışa sessiz kalan herkes.”

Çünkü bazı toplumlar bir anda çökmez.
Önce vidaları gevşer.

Çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla geçinen topluluklardan oluşan Güney Sudan'da evlilik, yeni gelin için 4 yıl özgürlük de...
13/08/2026

Çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla geçinen topluluklardan oluşan Güney Sudan'da evlilik, yeni gelin için 4 yıl özgürlük demektir.

Bu, Dinka kabilesinin bir evlilik geleneğidir. Bir erkek evlenince karısı 4 yıl boyunca yemek pişirmez, evi süpürmez. Bu döneme "Anyuuc" (Cömert Karşılama) denir. Bu süreç; yeni gelinin dinlenmesi, rahatlaması, o eve alışması, eski evinden ayrılmış olmasının verdiği üzüntüyü aşması ve kocasının aile değerlerini öğrenmesi içindir.

Bu esnada kocasının annesi ve varsa kız kardeşleri yemek pişirme, bulaşık yıkama, yakacak odun toplama, su temini ve diğer ev işlerini yaparlar.

4 yıl sonra kocası, eşinin aileye yemek pişirmeye başlamasını kutlamak için 3 inek ve 5 keçinin kesildiği "Thaat" adında çok büyük bir parti düzenler. Böylece gelin için eve adaptasyon süreci tamamlanmış olur.

Ama adam 4 yıl boyunca geline herhangi bir saygısızlık veya baskı yaptıysa, kadın ailesinin yanına dönmeye karar verebilir. Bu hak erkeğe değil, kadına verilmiştir. Eğer kadın bu aileden ve eşinden memnun kalmışsa, bir ömür boyu ona saygı ve sadakat yemini eder.

Ne kadar ilkeller, değil mi ?!

Bir Avrupa ülkesinde böyle bir gelenek yaşanmış olsaydı, herkes bunu örnek olarak gösterirdi. Çünkü çoğu insanın bilinçaltında şu vardır: Fakir ise ilkel ve gerici, zengin ise çağdaş ve medenidir...

Not: Bu yazıyı kaleme alırken ve yazım hatalarını düzeltirken, en "ilkel" denilen kabile yaşantısında bile kadına tanınan bu hakka ve değere hayran kalmadan edemedim. Sakın ola birini küçümsemek ya da aşağılamak için "kabile insanı" ifadesini kullanmayın; zira bugün "medeni" sandığımız çoğu toplum, nezaket ve insani değerler konusunda o kabile insanının tırnağı bile olamaz...

Yorum ve Düzenleme : Ayten BENLİ .

BABAMIN OĞLU DEĞİL YA!Keşif için üç kişi dağa (Elmalıdağ) tırmanmaya başladık. Yanımda saatli, tetikli, fitilli olmak üz...
09/08/2026

BABAMIN OĞLU DEĞİL YA!
Keşif için üç kişi dağa (Elmalıdağ) tırmanmaya başladık. Yanımda saatli, tetikli, fitilli olmak üzere 11 bomba vardı. Arkamızdan da kırk kişi yollayacaklardı.

Alaca karanlıkta tepenin bir boyun noktasına vardığımız zaman, 5-10 zabitin oturduklarını gördüm. Derhal bombalardan birisini yakalayarak, davranmayın, teslim olun, diye haykırdım. Hepsi, ellerini kaldırdılar.

Arkadaşlarım da yanıma gelmişlerdi. Ben önümüzde duran bir zabitin atını yularından yakalayarak çektim.

Sordular:
- Ne kadar kuvvetiniz var? dediler.
- 3 ordu dedim. Tamamen muhasara altındasınız. Ya teslim olacaksınız, ya sizi gurup ateşine vereceğiz.

- Hangi kıtaya kumanda ediyorsun? dediler.
- Alay kumandanıyım dedim.

Rütbemi sordular?
- Başçavuş... dediğim zaman hepsi hayret içinde kalmışlardı.

Hayretlerini gidermek için devam ettim:
- Bizde onbaşıdan fırka kumandanı bile var, dedim.
Onlara torbalarımızdan peksimet çıkartarak verdik.

Onlar da bize, bol bol sigara ikram ettiler. Ceplerimizi doldurduk. Biz onları böylece esir aldıktan epey sonra Kaymakam Hüseyin Hüsnü Bey'le tabur kumandanımız Fuat Bey geldiler.

Hüseyin Hüsnü Bey, esir zabitlerin içerisinden birisini, eliyle işaret ederek bana sordu:
- Bu zabitin kim olduğunu biliyor musun?

- Ne bileyim, dedim. Elin düşmanı... Babamın oğlu değil ya!..
Fuat Bey'in gözleri fal taşı gibi açılmıştı:

- Trikopis, Trikopis, diye haykırdı. Yunan Başkumandanı...
Trikopis'i Uşak'a kadar getirdik. Orada bana bir İstiklal Madalyası yazdılar.

Trikopis'in esvaplarını da bana hediye ettiler. Geçen seneye kadar bu esvapları giyerdim. Şimdi bunlar azıcık eskidi.
Soğuğa pek gelmiyor. Evde saklıyorum.

Vatan Gazetesi Nisan 1953 Afyon Eki'nde elde ettiği bu büyük başarıyı anlatan Ahmet Çavuş, Balkanlardan Çanakkale'ye, Çanakkale'den Kurtuluş Savaşı'na, tam 18 yıl vatan için mücadele etti.

Yunan Başkomutanı Trikopis'i esir aldığı için "Mükafat ister misin?" sorusuna "Vatan kurtulsun yeter." cevabını vermişti.

Resim: Ahmet Çavuş, esir aldığı General Trikopis'in kıyafetlerini gururla giyerken. Göğsünde ise bu başarısıyla aldığı İstiklal Madalyası.

SELAMLAR, AKILLILAR!.1965 yılında vefat eden Elazığ Tımarhanesindeki bir ''deli'' nin (ortadaki) Allah'a yazdığı mektubu...
06/08/2026

SELAMLAR, AKILLILAR!.

1965 yılında vefat eden Elazığ Tımarhanesindeki bir ''deli'' nin (ortadaki) Allah'a yazdığı mektubu...

“Ben dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, (El-Aziz --Elazığ ) Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir:

Ben gam (dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım.

Meyvalardan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci N**i Komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.

Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir)

Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir.

Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.

Ol Resuli zişan ve Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir.

Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin…

Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; O ikram etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin!..

Bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir.

Şimdi adresimi arz ediyorum: Kur’an’ı geldiği yere, yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. Madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Taki Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın.!

Ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!..

Ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!…

Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!..

Ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!.

Ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi…

Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!…

Herkesi ve her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegane Sen kaldın!. Yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın, ama onları ararken Sana ulaştım, sevdana daldım! Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın.

Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!

Hakk'tan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül Münteha menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, Rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… Kainatın fahri ebedisi, Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, Levhi Mahfuzun (Kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in Mahbubiyetini mi istedim?..

Hanif Dinin üstadı ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetini mi istedim?..

Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim?

Senden mülkü hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücuduma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim!

Çünkü Şeriatın iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!

Sultanım Efendim:

Ben Senden sadece seni istedim; pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir.

Rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin. Ben haşa itiraz değil, naz ederim ama, umarım Sen niyaz kabul edersin.

Aile efradımı, aklı izanımı alıp beni hicrana saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain ve hilekâr olaydım…

Ya varlıklı kalıp ama zalim ve sahtekâr olaydım…

Ya âlim ve saygın kalıp ama gafil ve riyakâr olaydım…

Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım…

Ya sağlıklı sefalı kalıp ama, sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım!..

Derdü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır. Müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin muhtacı, münkirler hikmetin icabı, Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. Velakin bu münafık hain ve zalimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.

Ey Rabbim, Efendim!

Malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!..

Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekavettir; bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum…

Beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu bi-karar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!..

Şimdi son dileğim beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun!

Umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü zaten Zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın ŞİRK olduğunu buyurdun!

Selam ve dua ile,

Bu deli ise vay halimize..

02/08/2026

VECİZ SÖZ'LERDEN SEÇMELER
(2)
Torosların Türkmen obasına Ahmet Hoca isimli bir şıh misafir gelir…Buyur edilir, köylülerle birlikte odanın baş köşesine alınır.

Köylüler “ne keramet gösterecek” diye ağzının içine bakarken şıh arada bir irkilir gibi yapıp “HOŞTT” diyordu..

Köylüler bunun bir keramet olduğunu anladılar ama ne kerameti olduğunu anlayamadılar.

Merakla sordular;
“-Ya şıh hazretleri nedir arasıra
HOŞT dediğin.?”

Şıh;
“-Bir köpek Kabe’nin duvarına işeyecek gibi niyetleniyor, onu görüyorum, tabii ki HOŞT diye kovalıyorum.”

Köylülerin itikadı bir iken bin oldu…Olanları kapının eşiğinden dinleyen evin hanım ağası sofrayı hazırladı.

Herkesin önüne üzerinde et olan pilav geldi. Şıhın tabağında sadece pilav vardı.

Şıh bir süre etsiz tabağa baktıktan kapıda beliren hanım ağaya;

“-Benim tabağımda et niye yok, bunun bir sebebi var mıdır ey hatun.? diye sordu.

Hanım Ağa yaklaştı…Tabağı ters çevirdi…Onun etlerini pilavın altına koymuştu.

Pilavın altında etlerin gözükmesiyle elindeki kepçeyi şıh'ın kafasına indirdi;

“-ULENNN BRE ŞARLATAN AHMET HOCA!…TABAĞINDAKİ ETİ GÖRMEDİNDE KABE’DE Kİ İTİ Mİ GÖRDÜN.!”
(Alıntı)
☆☆☆

Adalet evrenin ruhudur.
Ömer Hayyam
☆☆☆

Adalet, insan topluluğunun kutsî bağıdır.
P.D. GUOZIT
☆☆☆

Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır.
SCHİLLER
☆☆☆

Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır.
JOHN LYLY
☆☆☆

Aile hayatının güzelliği gibi hiçbir şey yoktur.
OSCAR WILDE
☆☆☆

Akıl yaşta değil baştadır. Doğru bir söz fakat aklı da başa yaş getirir.
C. SAHABETTİN
☆☆☆

Akıllı adam hem kitapları, hem de doğrudan doğruya hayatı okur.
LIN YUTANG
☆☆☆

Akıllı olmak da bir şey değil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.
DESCARTES
☆☆☆

Aklın üç ilkesi: İyi düşünmek, iyi söylemek, iyi yapmaktır. DEMOKRİT
☆☆☆

Aklın ve ilmin üç büyük düşmanı vardır: Kötülük, bilgisizlik ve tembellik.
HAECKEL
☆☆☆

Alışkanlıklar bırakılmazlarsa, zamanla ihtiyaç haline gelirler.
ST. AGUSTİNE
☆☆☆

Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılamayacak kadar güçlü olurlar.
BENJAMIN DIZRAELI
☆☆☆

Allah, dolu ellere değil, temiz ellere bakar.
P.SYRUS
☆☆☆

Ana ailenin güneşidir. Bir ailede o olmazsa orada büyüyen çocuklar gölgede kalmış meyveler gibi olgunlaşmazlar.
PESTALOZZI
☆☆☆

Arkadaşını yalnızken ikaz et, başkalarının yanında öv.
PUBLIUS CYRUS
☆☆☆

Arkanı güneşe çevirme, gölgen önüne düşer.
TAGORE
☆☆☆

Aşılmasına imkan olmayan hiçbir duvar yoktur.
ÇEHOV
☆☆☆

Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir.
ROOSEVELT
☆☆☆

Bana iyi analar veriniz, size iyi vatandaşlar vereyim.
N. BONAPARTE
☆☆☆

01/08/2026

Aşk mıdır ki can-ü dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sinem içre gelip de cân eyleyen

Aşk mıdır ki boynuma takıp belâ zincirini
Gezdirip Mecnûn gibi âlemde rüsvâ eyleyen

Aşk mıdır ki bî-vefâ güller elinden geceler
Inledip bülbülleri tâ subh güya eyleyen

Aşk mıdır ki eyleyen tîr-i cefâya cân-siper
Mihnet ü derd ü gamı sinemde peydâ eyleyen

Aşk mıdır ki bir kenân-ebrû nigârın yâdına
Ok gibi bu kaddimi’büküp benim yâ eyleyen

Aşk mıdır ki fenni derdi okutup âşıklara
Fasl u babı sinemin levhinde inşâ eyleyen

Aşk mıdır ki bu Muhibbi sînesîne dağ vurup
Ahir ânın gözleri yaşını derya eyleyen

Muhîbbî (Kanuni Sultan Süleyman)

Address

Isparta

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Bayram Yelen Kültür ve Sanat posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Establishment

Send a message to Bayram Yelen Kültür ve Sanat:

Shortcuts

Share

Category