13/09/2024
ESTETİK VE GÜZEL KAVRAMI
ORAN VE SİMETRİ
Özellikle güzelliğin, matematik olarak belirlenmesi sırasında karşımıza çıkan ilk orantıdır. Güzel, unsurların orantılı olarak birleşmesidir. Orantısız şey güzel olamaz. Platon’a göre güzellik, doğru orantıdan başka bir şey değildir. Aristoteles’te ise güzel, düzene ve büyüklüğe dayanır. Eskiden beri sanatçılar ve filozoflar tüm güzellikleri açıklayacak büyülü bir matematik formül aramışlar ve bunun “altın kesit” orantısında bulmuşlardır.
Orantıya bağlı olan güzelliğin bir başka niteliği simetridir. Güzel olan bir bütünün parçaları arasında ölçüye dayalı bir düzen vardır. Doğadaki güzellik büyük ölçüde simetriye bağlıdır. Canlıların bedeni sağ ve sol olarak simetriktir. Sanat eserlerinin de güzel olarak algılanmasında simetri çok önemlidir.
Leonardo Da Vinci ve Vitruvius adamı(görselde var) bu konudaki en bilinen örnektir.
UYUM(Harmoni) :
Bütün güzellikler için, parçaların uyumlu birleşmesi önemlidir. Hem hareketli hem de hareketsiz bütünlerde uyum önemlidir. Zaten uyum olmaz ise güzellik de kalmaz bütünde. Sanatçı, evrendeki ve varlıklardaki gizli uyumu yakalayıp onu eserlerinde yansıtmak ister. Güzellik, bir varlıkta karşıtların gerilimine dayanan bir uyumdur. Evrendeki bu uyum sanat eserlerine de yansırsa, onlar da güzel olur.
Harmoninin, temelinde çoklukta birlik bulunur. Evrende her şey çok ve karmaşık gibi görünür. Ama çoklukta birlik sağlanınca bir uyum, bir güç, bir güzellik ortay
çıkar. Görsel(Picasso resmi)
Estetiğin en önemli problemi, güzelin ve güzelliğin ne olduğu problemidir. Estetik sözcüğü, aslında duyu bilimi; duyma bilimi anlamına gelmektedir.
GÜZELLİK KAVRAMI:
Birçokları, gerçek hayatta görmekten hoşlandıkları şeyleri tablolarında da görmekten hoşlanırlar. Bu son derece doğal bir tercihtir. Doğadaki güzelliği hepimiz severiz ve yapıtlarında doğaya yer veren sanatçılardan daha çok hoşlanırız. Bu sanatçılarda bizimle aynı zevki paylaşırlar.
Büyük Flaman ressam Rubens, küçük oğlunun resmini(desen görselde) yaparken çocuğunun güzelliğiyle mutlaka övünç duyuyordu ve bizimde ona hayran kalmamızı istiyordu. Ama, güzele ve ilgi çeken konulara duyulan bu eğilim, eğer bizi daha az çekici konuları reddetmeye sürüklerse, engelleyici bir durum haline gelebilir.
Büyük Alman ressamı Albrecht Dürer’ de annesinin resmini(desen görselde) kuşkusuz Rubens’in tombul yavrusuna duyduğu eş bir sevgiyle çizmiştir. Yaşlılığın bitkin görüntüsünü yansıtan bu, gerçekçi çalışma başlangıçta bize itici gelip resimden uzaklaşmamıza neden olabilir. Ancak bu ilk tepkiye direnmeyi başarabilirsek yapıttan büyük bir zevk alabiliriz.
Aslında iki ressamda kendileri için özel, güzel insanların resmini yapmıştır. İki resim yan yana olsa muhtemelen bir çoğumuz çocuğun resmine bakarken daha mutlu bir ifadeye bürünürüz.
BAZI FELSEFECİLERDE GÜZEL KAVRAMINA BAKARSAK;
Platon: Güzellik ideaların özelliğidir. Bu gelip geçici dünyadaki nesneler ise idealarına benzediği ve onları yansıttığı ölçüde güzeldir. (ideal güzelliğin kopyaları)
Aristoteles: Güzelin nesnel ölçütleri düzen, oran ve sınırlılıktır. Düzen; parçalardan meydana gelen bir bütünde, bu parçaların birbirleriyle bir birlik meydana getirecek şekilde düzenlenmiş olmasıdır. Oran; simetri yani parçaların birbirlerine göre doğru ya da uygun orantısıdır. Sınırlılık; gereğinden büyük ya da küçük olmamasıdır.
Plotinos: Platon’un görüşlerini devam ettirir. Güzellik esasta ideaların özelliğidir. Madde, kendi başına düzensiz ve çirkindir. Ona biçim vermek suretiyle güzellik kazandıran, ideadır.
Kant: Güzel çıkarsız olarak hoşa gidendir. Güzel olan şeyin bize verdiği haz, yarar gözetmeyen hazdır. Güzelin bir başka özelliği, herkesin hoşuna giden olmasıdır. Kant güzel ile hoşa gitme arasındaki ilişkiyi şöyle belirler: Güzel, hoşa gidendir. Ancak her hoşa giden güzel değildir. Çünkü hoş olanda bencil ve kişisel bir yan vardır. Buna karşılık, güzel karşısında duygumun veya beğenimin başkaları tarafından paylaşılmasını beklerim. O halde güzelde herkesin hoşuna gitme özelliği vardır. Güzel ayrıca, kendi dışında hiçbir erek olmaksızın hoşa gidendir. Güzel, zorunlu olarak hoşa gidendir. Güzellik yargısı, evrensel olduğu için zorunlu bir yargıdır. Kısaca Kant’ın deyişiyle güzel “kavramsız olarak zorunlu bir haz almanın konusu olan şeydir.”
Hegel: Güzellik, düşüncede, akılda, ruhta bulunur. Maddi-fiziki dünyada bulunan güzellik ise bu “mutlak ruh”un, “akıl”ın bir yansıması, ışımasıdır. Buna karşılık sanat, kültürel dünyaya ait olduğu için, sanattaki güzellik, gerçek güzelliğe daha yakındır, onu daha iyi yansıtır.
Sonuç olarak;
Güzel, insan yaşamının giderilemez bir öğesidir. Buna göre insanoğlu her durumda güzelin doğal izleyicisidir. Her insan şu ya da bu ölçüde şu ya da bu anlamda güzelin kurucusu ve alıcısıdır. Sanatın en yaygın düşünsel etkinlik alanı olması buradan gelir.
Bilim her insanı ilgilendirmez, her insan yazık ki felsefeyle doğrudan ilgili değildir. Ama güzelle ilgilenmeyen, dolayısıyla sanata yatkın olmayan insan yoktur. Her kişi bir müzik parçasına kulak kabartır, her insan bireyi güzel görünmeye, en azından çirkin görünmemeye özen gösterir. Demek ki estetik duyarlılık ilkin kendimize ve yakın çevremize, gündelik yaşamımıza yönelişimizde varlığını duyurur.
Hilmi Şimşek.