13/02/2018
Beylerbeyi Sarayı, İstanbul’un kalbi sayılan boğazın hemen yanında bulunur. Diğer boğaz sarayları gibi oldukça ihtişamlı olan bu saray İstanbul’un Üsküdar ilçesinde Beylerbeyi Mahallesi, Abdullah Ağa caddesi üzerinde bulunur. Sarayın çevresinde birçok sivil yapının yanı sıra içerisinde yer alan kafeteryada vardır. Pazartesi ve perşembe günleri hariç haftanın beş günü ziyaretçilerine kapıları açıktır.
Günümüz Beylerbeyi Sarayı ikinci kez yaptırılmış olan saraydır. İlk saray ahşap malzemenin daha ağırlıklı kullanıldığı sarı renkli ve iki katlı bir yapıdır. II. Mahmud’un yaptırdığı bu saray 1851 yılında geçirdiği bir yangın sebebiyle terk edilmiş sonraki yıllarda ise Sultan Abdülaziz döneminde 1863 yılında eski yapı yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır. Bu yapının yanına daha sonraki dönemlerde kayıtlarda olan ama günümüze ulaşamayan bölümler eklenmiştir. Günümüze ulaşamayan bölümler ise Paşa Dairesi, Muzıka Dairesi, Geyiklik, Tavukluk ve Aslanhane gibi bölümlerdir. Ayrıca mevcut sarayın hala bazı kısımları eski saraydan kalan bölümlerden oluşmaktadır ve detaylı bir inceleme yapılmamıştır. Yazlık saray olarak ilk başlarda kullanılan saraya daha sonra ısınma için çeşitli döküm sobalar ekletilmiştir. Elektriğin de dahil edildiği sarayda çeşitli dönemlerde tadilatlar yapılmıştır. Sarayın arazisinin bir kısmı Boğaziçi Köprüsü için alınmış ve köprü ayağı araziye yapılmıştır. Günümüzde sarayın arazisi orjinalinden daha küçüktür. Sultan Abdülhamit döneminde banyo ve hamamlarında bir düzenleme gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyet döneminde Beylerbeyi Sarayı’nın oda ve salonlarında bulunan süslemelerin onarımları yapılmıştır. Tavanlardaki kitabelerin ve resimlerinde onarıldığını biliyoruz. 2013 tarihinde güvenlik kamera sisteminin kurulduğu sarayda çeşitli bakım ve onarımlar devam etmektedir. Günümüzde de ana binanın dış cephesinin temizlik çalışmaları devam etmektedir.
İstanbul’un en güzel saraylarından biri olan Beylerbeyi Sarayı Osmanlı Sultanı II. Mahmud tarafından 1826 - 1832 yılları arasında yazlık saray olarak Balyan ailesinden Mimar Kirkor Amira Balyan’a inşa ettirilmiştir. İki katlı ahşap ve sarı boyalı yapılan sarayın çevresinde ise Mabeyn-i Hümayun, Zülvecheyn, Harem-i Hümayun, Serdap Köşkü, Bendeğan Daireleri, hamamlar, mutfaklar ve Has Ahırlar bulunuyordu. Sultan Abdülmecit ( 1839 – 1861 ) Dönemi’nde 1851 tarihinde padişahın sarayda bulunduğu sırada bir yangın çıkmış, yangın kısa sürede söndürülmüşse de bu olayı uğursuzluk olarak gören padişah sarayı terk ederek Çırağan Sarayı’na geçmiştir. Saray bir süre kaderine terk edilmişse de Sultan Abdülmecit’ten sonra tahta çıkan Sultan Abdülaziz ( 1861 – 1876 ) tahta çıktıktan kısa bir süre sonra sarayı yıktırmıştır. Yine Balyan ailesinden Mimar Serkis Balyan ile kardeşi Hassa mimarı Agop Balyan’a bugün karşımızda duran sarayı yaptırmıştır. Yeniden yapılan Beylerbeyi Sarayı’nın inşası 1865 tarihinde bitmiş ve eski saraya göre daha küçük ölçüde Avrupai bir üslupta yapılmıştır.
Saray geniş bir rıhtımın arkasında yer almaktadır. Deniz köşkleri, selamlık, haremlik ve bahçeleriyle bölümlendirilen saray bodrum katıyla birlikte üç katlıdır. Sarayda 24 oda, 1 hamam, 1 banyo ve 6 salon bulunmaktadır. Birinci katı tamamen mermer üst katı ise mermer taklidi taştan yapılan sarayın içi ahşaptır. Simetrik bir düzene sahip olan sarayın iç mekanlarıyla birlikte dış cepheleri de son derece süslü ve zariftir. Taban döşemeleri Mısır’dan getirilen hasırlarla kaplıdır bunun sebebi ise saraydaki rutubeti engellemektir. Türk yapımı Hereke halıları, Fransız Baccarat kristal avizeleri, İngiliz, Fransız ve İstanbul’da Haliç Tersanesi’nde yapılmış saatler ile Çin, Japon, Alman porselenleri sarayın oda ve salon dekorasyonları arasında yer almaktadır. Günümüzde Havuzlu Salon’da bulunan Sultan Abdülaziz’in at üstündeki heykeli ise Osmanlı heykel sanatında önemli bir yere sahiptir. Yine oda ve salonların tavanlarında bulunan çeşitli natürmortlar ve rokoko üslupta yapılan bezemeler bunun yanı sıra tavan ve duvarlarda bulunan tablolar, sedef kakmalarla işlenmiş ceviz mobilyalarda ziyaretçileri büyülemektedir.
Yapılar topluluğunun ana yapısı olan Beylerbeyi Sarayı, yüksek bir bodrum üzerine iki katlı kargir bir yapıdır. Yaklaşık 2.500 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilen yapı dikdörtgen bir zemin alanı üzerine oturmaktadır. Saray’ın güney kesimi Mabeyn-i Hümayun, kuzey kesimi ise Valide Sultan Dairesi olarak düzenlenmiştir.
Yapının çatısı üstten bütün cephe kenarlarını gizleyen bir korkulukla gizlenmiştir. Sarayın planı eyvanlı merkezi sofa ( hol ) dayanan bir plan kompozisyonuna sahiptir. Beylerbeyi Sarayı’ndaki şema, üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler; Mabeyn-i Hümayun, Yatak Dairesi ( Hünkar Dairesi ) ve Valide Sultan Dairesi’dir. Valide Sultan Dairesi’nden hemen sonra gelen ve denize paralel olarak inşa edilen kadınefendiler ve ikballere ait esas Harem bölümü ise, ana yapıdan ayrı olarak inşa edilmiştir; bu yapı ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır. Mabeyn-i Hümayun’un giriş cephesi, Neo-barok vurgunun daha belirgin olduğu bir düzenleme göstermektedir. Saray’ın kitle ve cepheleri gibi iç mekan düzenlemeleri de özenle seçilmiştir. Sultan Abdülaziz’in denize olan tutkusu sarayın birçok tavanında gördüğümüz tabloların ve bezemelerin oluşmasına katkı sağlamıştır. Tuval üzerine yapılmış bu gemi ve deniz sahnelerinin olduğu çalışmalar daha sonra duvarlara aktarılmıştır. Sultan Abdülaziz’in de eskizleri vardır.
Beylerbeyi Sarayı tüm ihtişamıyla şehrin üzerinde boğaza bakmakta onu görenleri kendine hayran bırakmaktadır. İstanbul’un en güzel saraylarındandır.
Hazırlayan ve Fotoğraflar : Tolga Erezer