03/06/2026
ahzuita başından beri büyülü bir masaldı zaten. Hiç olmayacak eski bir kasap dükkanında, imkansıza yakın bir projeyi el birliğiyle gerçeğe dönüştürdük. Bu mermer salon sadece bir sahne değil hepimizin eşyalarının durduğu, içinde kendimizi en rahat hissettiğimiz, hakikaten sıcacık yuvamız oldu.
Ev ahalimiz de bir hayli kalabalık, cıvıl cıvıl... İçeride koşturan, enerjisiyle evi canlandıran şen şakrak çocuklar, hepimizin çok sevdiği, her söylediklerine pür dikkat kesilip saygıda kusur etmediğimiz evin o güzel büyükleri... Gerçek bir aile, yaşayan bir ev oldu bu salon bizler için. Ahzuita’yı Ahzuita yapan en güzel şey, o mermerlerin arasında yankılanan müzikten ziyade, içindeki insanlar ve o insanlarla paylaşılan muazzam anlardı. Bir de komşularımız vardı bizleri hiç yalnız bırakmayan, kapıdan geçerken selamını esirgemeyen, her yardımımıza koşan o can cana dinleyicilerimiz… Bunca güzel insan tek bir çatı altında toplanınca, vedamızın da yine o evin sıcaklığına yaraşır olması gerekiyordu.
İşte bu yüzden, yeni bir yolculuğa çıkmadan önce mermer salonda ışıkları kapatıp masaları birleştirdik. Beylerbeyi’nin Göbek ağırlığında, güzeller güzeli işbirlikleriyle sığabildiğimiz kadar insan yan yana gelip kocaman bir masa kurduk. Güldüğümüz, ağladığımız, birbirimize dost olduğumuz tüm o şahane günlerin şerefine Meşk-i Caz dedik, son bir kez kadehleri tokuşturduk.
Bu masalın başından sonuna kadar bizlerle olan, geçerken sarılan, iyi yolculuklar dileyen, masanın bir ucundan gülüşünü gönderen herkese sarılarak çıkıyoruz bu kapıdan. Biz yokken, heybemizi doldurup yuvaya geri dönünceye kadar eve iyi bakın. Dönüşte aynı masada yeniden buluşmak üzere! 🥂✨
•