Eskiyi koruyabilmiş olması, yeniyi de aynı mimari özelliklere ve estetige sahip çıkarak oluşturması, kalitesinden ödün vermeden daha iyiyi sunabilmek için kendileriyle yarısan tüm işletmeleri sizlere keyifli bir tatil sunmaya çalışır. Sadece masmavi bir gökyüzünün altında, sadece püfür püfür esen aşırı sıcaklarda bile serinletmeye yeten rüzgarıyla, altın kumsallar ve pırıl pırıl deniziyle degil; k
ültür, sanat, spor ve sosyal yaşamı ile de oldukça cömerttir Alaçatı.
150 yıldan daha yaşlı taş evler arasında dolaşmak ve konaklamak iyi gelir ruhunuza. Burada "Eski yıkılır, yerine yenisi yapılır anlayışı" yoktur.
1800'lerde çoğunluğu rum olan yöre halkı tarafından inşa edilen evler, mübadele sonrasında Kosova’dan ve Bosna’dan gelen Arnavut ve Boşnak göçmenlere, Karaferya’lı, Kavalalı, Girit ve Istanköylü mübadillere yuva olmuştur. 90'lı yılların sonundan itibaren ise korumacı turizmi destekleyici çalısmalar sonucunda, bugün bu evlerin büyük bir kısmı da otel ya da pansiyon olarak, alt katlar ise rumlar döneminden beri hayvan damı iken bugün Michelin yıldızına talip olabilecek restoranlar, cafeler, sanat galerileri olarak hizmet vermekteler. Alaçatı Türkiye’de bu kadar kontrollü büyüyen, gelisen, tarihi dokunun korunduğu ender bir tatil merkezidir. Hem misafir, hem de işletmeci kalitesi de çok yüksektir. Alaçatı’ya yatırım amaçlı gelen dostlarımız ise kişiliklerini, hayat birikimlerini, ve kültürlerini birleştirerek hayallerindeki mekanları yarattılar. Hangi işletmeye girerseniz girin, müthiş bir yaşam öyküsü ile karşılaşırsınız.