Sihirli Sandık

Sihirli Sandık Bütün modeller sipariş alınır ptt kargo ile yollanır. Farklı el işleriyle takipçilerimize b El işçiliğinin sınırı yok. vs.. BOL KAZANÇLI GÜNLER HEPİMİZİN OLSUN..

Merhaba sihirli sandık üyeleri ;

Öncelikle hepinize grubumuza katıldığınız için teşekkür ediyor ve hoş geldiniz diyorum. Grubun amacı el işçiliği yapan bütün ev hanımlarını bir araya toplayıp, bu gruptan ihtiyaçlar doğrultusunda satışlar yapabilmek...

Grubumuza sadece ev hanımları değil, çalışan bayan arkadaşlarımızı da eklemeyi unutmayalım. Çünkü bu grup, hem alıcı hem de satıcıların buluşaca

ğı dev bir platform olacak hepinizin sayenizde.. Patik, bebek kıyafetleri, battaniyeleri, şallar, bere, boyunluk atkı, bebek süsleri, geri dönüşüm, takı tasarımları, ahşap boyamalar, el yapımı işçilikler vs.. El emeği deyince aklınıza gelen ne varsa her şey dahildir. Lütfen sevgı ve saygı çerçevesinde herkes birbirine hıtap etsin.. SİHİRLİ SANDIK

08/03/2026

“Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü…
Hayatın her alanında emeğiyle var olan, çalışan, üreten, ailesine, ülkesine ve geleceğe katkı sunan tüm kadınların günü.

Kimi bir evin yükünü omuzlarında taşır, kimi bir iş yerinde alın teri döker, kimi bir çocuğun umudu olur, kimi bir toplumun gücü…
Kadın; sabrın, emeğin, fedakârlığın ve yeniden ayağa kalkmanın adıdır.

Sessizce çalışan, mücadele eden, hayata değer katan tüm kadınların günü kutlu olsun.
Daha eşit, daha adil ve daha güzel bir dünyayı birlikte kuracağımıza inanarak…

Tüm emekçi kadınlara saygıyla.”

💐

28/12/2025

Dairemi kızıma ve damadıma verdim. Şimdi mutfakta, katlanır bir yatakta uyuyorum.

Gıcırdayan bir kamp yatağında yatıyor, duvarın arkasından gelen kahkahalarını dinliyorum. Televizyon yüksek sesle açık, kadehler çınlıyor – belli ki yine şarap açtılar. Ben ise buradayım, mutfakta, tencerelerin arasında, dünden kalan çorbanın kokusuyla.

Dönmeye korkuyorum, ses çıkarmamak daha iyi. Gelip de “rahatsız ediyorsun” demesinler diye. Görünmez olmaya çalışıyorum: erken kalkıyorum, bütün gün dışarıda dolaşıyorum, geç saatlerde dönüyorum. Ama akşamları salondalar ve mutfağa geçmek için oradan geçmek gerekiyor. Hep “rahatsız edici”.

Altmış dört yaşındayım. Hayatım boyunca öğretmenlik yaptım. Çocuğumu tek başıma büyüttüm – babası o küçükken bizi terk etti. Daireyi eski zamanlarda almıştım, sonra özelleştirdim. İki odalı, iyi bir semtte, metroya yakın. Benim evim. Tüm hayatım oradaydı.

Kızım evlendiğinde kalacak yerleri yoktu. Kiralık ev, dar alan, gürültülü komşular. Damadım bunun bir çocuk için uygun olmadığını söylüyordu. O zaman bana doğru gelen bir karar verdim.

Daireyi onlara verdim.

“Geçici” olarak değil. Kullanım için de değil. Tamamen verdim – sözleşmeyle, imzayla, aile olduğumuza inanarak. Birlikte yaşarız, yardım ederim, yanlarında olurum, torunlarla ilgilenirim diye düşündüm.

Başta her şey iyiydi. Birlikte yemek yiyorduk. Konuşuyorduk. Neredeyse bir aile gibiydik.

Sonra bir şeyler değişti. Ne zaman olduğunu bile fark etmedim.

Bir gün odama ihtiyaçları olduğunu söylediler. Evden çalışma için ofis olacaktı. Ben ise “şimdilik” mutfakta yatacaktım.

Bu “şimdilik” dört aydır sürüyor.

Sırtımın ağrıdığını söyledim. Üşüdüğümü. Artık genç olmadığımı. Zorlandığımı. Cevap hep aynıydı: “Biraz daha dayan.”

Mutfakta soğuk var. Benim eski odamda pahalı mobilyalar, elektronik eşyalar, rahat bir koltuk var. Geceleri ise döndüğümde yatağın kaç kez gıcırdadığını sayıyorum.

Kendimi fazlalık gibi hissetmeye başladım. Kendi evimde değil – чуж bir evde. Bir zamanlar benim olan bir evde.

Bir akşam konuşmalarını istemeden duydum. Beni fark etmediler. Benden bahsediyorlardı. Bunun onlar için ne kadar zor olduğundan. “Benimle sonsuza kadar yaşamayı planlamadıklarını” söylediler. Huzurevi konusu geçti.

O an her şeyi anladım.

Bir çocuk büyüttüm. Her şeyimi verdim. Ve “fazlalık” oldum.

Dışarı çıktım. Uzun süre amaçsızca yürüdüm. Üşüdüm. Düşündüm. Geç döndüm ve sessizce kamp yatağıma uzandım.

Ertesi gün ciddi bir konuşma istedim.

Çok şey istemediğimi söyledim. Sadece bir oda. Sadece bir yatak. Kendimi istenmeyen biri gibi hissetmemek için. İnsan gibi yaşamak için.

Evimi yabancılara değil, kendi çocuğuma verdiğimi söyledim. Ve bunu ocakla buzdolabı arasında uyumak için yapmadığımı.

Ve ilk kez – beni duydular.

Her şey hemen düzelmedi. Gerginlik oldu. Sessizlik oldu. Ama odam yeniden bana açıldı. Kamp yatağı kaldırıldı. Yeniden gerçek bir yatakta uyuyorum. Sırtım artık ağrımıyor.

O zaman önemli bir şey anladım:

Çocuklara yardım etmek sevgidir.
Onlara her şeyi vermek ise kendini yok etmektir.

Hayatını, en çok sevdiklerin için bile tamamen vermemelisin. Çünkü elinde hiçbir şey kalmadığında, “gereksiz” olman çok kolaydır.

21/12/2025

Bir zamanlar gerçekten denirdi bu.
“Gerekirse ceketimi satar, çocukları okuturum.”
Bu bir fedakârlık cümlesi değildi sadece.
Bir öncelik cümlesiydi.
Ceket; itibardı.
Ceket; “adam yerine konma”ydı.
Ceket; babanın dışarıdaki tek zırhıydı.
Onu satmak,
“Ben küçülürüm ama sen büyü” demekti.
Bugün aynı cümle kurulamiyor
Ceket satmak yetmiyor.
Hatta para etmiyor.
Yetse bile çocuk yine eşit sartta okuyamıyor.
Eskiden yoksulluk vardı ama umut vardı.
Şimdi imkân var gibi görünüyor ama gelecek yok hissi var.
Eskiden baba kendini feda ederdi.
Bugün baba kendini borçlandırıyor.
Feda etmekle borçlanmak aynı şey değil.
“Okuyunca ne olacak?”
Ve işte en acı olan da bu:
Eskiden çocuk okurdu, baba gurur duyardı.
Bugün çocuk özel okulda okuyor,
ama içinde bir suçluluk taşıyor.
Çocuklar
okudukları için değil,
ailelerini daha fazla yormadıkları gün rahat uyuyabiliyor.
Bir toplum,
çocuklarına umut yerine suçluluk duygusu miras bırakıyorsa
orada sorun ceket değildir.
Sizce sorun ne ?

25/10/2025

İnsanlardan hiç bir şey beklememeyi öğrendikçe, daha huzurlu oluyor insan.
Aramak isteyen arar.
Merak eden sorar.
Şunu öyle güzel ezberletti ki hayat.
Beklemek yorar!

Tırnağın varsa, kendin kaşı başını...
Elin ayağın tutuyor mu, oh ne ala
kendin pişir aşını.
Bahane de etme kemale erdi diye yaşını.
Yürüyecek yolun varsa yaren arama yanına.
Düzlükte canına okuyanın,
Yokuşta eksik kalsın yardımı...

Bana sorarsan eğer,
Bu saatten sonra, kürkçü dükkanından
bir adım bile atmam.
Gelene açsa aş veririm, yorgunsa yorgan.
Sevene de eyvallah, sevmeyene de...
Gelen ağamsa, giden de paşam...


İnan Durak Taş.

24/10/2025

Yaklaşık on bir yaşlarındaydım; büyükannem bana, hayatım boyunca unutamayacağım bir şey söylemişti.

O gün okulda sıradan bir gündü. Her zamanki gibi, okulla büyükbabamın çiftliğini ayıran yolu yürüyerek geçmiş, eve doğru ilerlemiştim. Genellikle neşeli bir çocuktum; ancak o gün içimde bir ağırlık vardı. Eve girerken sessizdim — ve büyükannem bunu hemen fark etti.

Tek kelime etmeden beni mutfağa götürdü. Bana sıcak bir çikolata hazırladı, yanına da birkaç kurabiye koydu. Konuşmam için beni zorlamadı; sadece bekledi.

Bardağımın yarısına geldiğimde, sonunda dayanamayıp konuştum:

“Okuldaki bir kızın benden hoşlandığını sanmıştım,” dedim. “Ama bugün bana kötü bir şey söyledi. Sanırım okulda kimse beni sevmiyor.”

Büyükannem hemen karşılık vermedi. Her zaman yaptığı gibi, bir yudum kahvesini aldı, bir süre düşündü. Sonra nazikçe bana baktı ve dedi ki:

— Totty, — bana Kathy yerine hep Totty derdi —
“Totty, hayatta seni gerçekten seven çok az insan olacak. Bazıları ise seni hiç sevmeyecek. Ama çoğu… senin hakkında pek düşünmeyecek. Ne iyi, ne kötü. Belki ayakkabılarını, belki de gülüşünü fark ederler; ama sen görüş alanlarından çıktığın anda, kendi hayatlarına geri dönerler.”

On bir yaşında olmama rağmen, ne demek istediğini anlamıştım. Her zaman söylerdi: “Bir tek kişinin kötü bir ruh halinin, seni kaba biri sanmasına izin verme. Çoğu insan kendi dünyasına öyle dalmıştır ki, seni iyi ya da kötü düşünemeyecek kadar meşguldür.”

Sonra ekledi:

“Biri yanından geçerken ‘merhaba’ demediyse, büyük ihtimalle bu kişisel değildir. Belki dikkati dağılmıştır, belki bir şey düşünüyordur. Ve eğer biri, hiçbir şey yapmadığın halde sana kötü davranıyorsa, muhtemelen kötü bir gün geçiriyordur — senin yüzünden değil.”

O an zihnime kazındı. Bugün bile, kendimi dışlanmış, yanlış anlaşılmış ya da birinin sözleriyle incinmiş hissettiğimde, büyükannemin o öğüdünü hatırlarım:

Eğer yanlış bir şey yapmadıysam, muhtemelen sorun benden çok onlarla ilgilidir.

Ve bu küçük bilgelik dersi, en zor günlerde bile içimde derin bir huzur bulmamı sağlar.


--- 🍂

18/10/2025

Ev mi alıyorsun?
Çeneni kapalı tut!
Yeni bir araba mı alıyorsun?
Çeneni kapalı tut!
Seviyor musun ve seviliyor musun?
Çeneni kapalı tut!
Evleniyor musun?
Çeneni kapalı tut!
Bebek mi yapmak istiyorsun, yoksa bebek sahibi olmak üzere misin?
Çeneni kapalı tut!
Boşanmak mı?
Çeneni kapalı tut!
Tatile mi çıkıyorsun?
Çeneni kapalı tut!
Derse mi gireceksin?
Çeneni kapalı tut!
İş mi değiştiriyorsun?
Çeneni kapalı tut!
Terfi mi ettin?
Çeneni kapalı tut!
Hayallerimizin ya da hedeflerimizin gerçekleşmemesinin en büyük nedeni, yanlış zamanda yanlış insanlara çok hızlı açılmamızdır. Projelerimizi ya da başarılarımızı “arkadaş” sandığımız insanlarla paylaştığımızda yanılıyoruz.
Kıskançlık, insanların içten içe besleyip büyüttüğü ve sonunda seni sabote etmeye yetecek kadar güçlü bir duygudur.
Çeneni kapalı tut!
Çünkü “arkadaşlarının” çoğu seni iyi görmek ister... ama kendilerinden daha iyi değil.
(Yazarı bilinmiyor)

08/09/2025

ANNEM HAKLIYMIŞ ...!!!
Annem derdi ki: “Terli terli su içme.”
İçten içe kızardım ona
Oyunun en tatlı yerinde
Bu müdahale de niye?
Hastalanınca anlardım ki!
Annem haklıymış.

Annem derdi ki: “Sakın geç kalma.”
Meraklanırmış sonra
İçten içe hayıflanırdım ona
Gidenin dönmesini beklerken anladım ki !
Annem haklıymış.

Annem derdi ki: “Odanı dağıtma.”
İçten içe karşı gelirdim ona
Toparlamayı erteleyip dururken
Hayatımı dağıttığım anlarımda anladım ki !
Annem haklıymış.

Annem derdi ki: “Öfkende fakir ol, sevginde zengin.”
İçten içe önemsemezdim bakışlarımla
Kırdığım kalpleri telafi edemediğimde anladım ki !
Annem haklıymış.

Annem derdi ki: “Tek kişilik yaşama.”
Diğer türlüsü bencillik olur
Sevilmezmişim sonra
İçten içe güler geçerdim bu kelâma
Yalnızlık ağır gelmeye başlayınca anladım ki !
Annem haklıymış.

Annem derdi ki: “Doğal ol, yapmacık olma.”
İçten içe burun kıvırırdım ona
Ezberlediğim yaşam biçiminin tatsızlığını fark edip
Rollerimi karıştırmaya başlayınca anladım ki !
Annem haklıymış.

Annem derdi ki: “Gençliğinin kıymetini bil, geri gelmez bir daha.”
İçten içe sitemkâr davranırdım ona
Yüzümdeki çizgiler
Saçımdaki beyazlar zafer kazandıkça anladım ki !
Annem haklıymış.

Annem derdi ki: “Bir dilek tut, gerçek olana kadar çabala.”
İçten içe söylemesi kolay, yapması zor derdim ona
Hayatımı sorgulamaya başlayıp
Sürekli yapamadıklarım aklıma geldiğinde anladım ki !

Annem haklıymış

(ALINTI)
💙💦💙

28/08/2025

EVLİ BİR KADIN MUTSUZSA SEBEBİ KOCASIDIR.!!!

Karının neden üzgün, sinirli veya sana mesafeli olduğunu hiç merak ettin mi? Neden artık heyecanlı görünmüyor, soğuk ve sana yaklaşmaktan kaçınıyor? Neden kızgın görünüyor ya da sana eskisi gibi saygı duymuyor?

Çünkü sen onu takdir etmiyorsun ve övmüyorsun.
Ya da övdüklerinden daha çok şikayet ediyorsun.. Karına iltifat edersen, "çok fazla inanacak" diye mi korkuyorsun..!!! Basit bir " teşekkürler”, “karım olduğun için şanslıyım” ya da “harikasın”sözler söylesen mucizeler yaratabilirsin..

Onu dinlemiyorsun...
Karın sadece konuşmak istemiyor, duyulduğunu da hissetmeye ihtiyaçları var. Onu görmezden geldiğinde, duyguları en aza iniyor ona ilgi gösteremeyecek kadar "çok yorgun" olduğunuzda, kendini görünmez ve sevilmediğini hissediyor.

Onu aldatıyorsun.
Bilmiyorsun ki aİhanetten daha yıkıcı duygusal cinayet yoktur. İster fiziksel aldatma, ister internette flört, ister gizli konuşmalar yaparak karının güvenini, değerlerini ve huzurunu mahvediyorsun.!

Artık ona hayran değilsin.
En son ne zaman ona gerçekten "Çok güzel görünüyorsun" diye söyledin?
Unutma senin hayranlığın eşinin gelişmesi için ihtiyacı olan duygusal bir gıdadır.

Ona evde yardımcı olmuyorsun.
Karın senin hizmetçin değildir. O evde çalışıyor, yemek yapıyor, temizlik yapıyor, çocuklarını büyütüyor ve hala senin için iyi görünmeye çalışıyor..

Onu diğer kadınlarla kıyaslıyorsun.
Ona "Neden bu kadınlar gibi olamıyorsun..." demekle onun ruhunu yaralamış oluyorsun..

Onu herkesin içinde küçük düşürüyorsun..
Onu düzeltmek veya başkalarının önünde bağırmak çocukça, acımasızca ve büyük bir saygısızlık.
Sana saygı duymasını mı istiyorsun? O zaman karının onurunu her yerde ve her zaman korumalısın.

Çünkü anne veya babanı karından daha çok dinliyorsun.
Karınla evlendin, annenle değil.
Karın senin ortağın olmalı, annenin rakibi değil.
Bir karar vermek zorunda mısın? Önce karınla konuşmalısın.

Gerçek şu ki: Mutlu bir eş, mutlu bir hayattır.
Karınıza sevildiğini, değer verildiğini, güvende ve takdir edildiğini hissettirdiğinizde, hayatınız huzur, başarı ve esenlikle dolu olur..

Öğretmen Yazar Metin Görünmez

Mutlu akşamlar diliyorum.

21/08/2025

Gün gelir...
Hırsızlar zengin...
Metresler eş...
Serseriler adam olur...
Odundan kapı, taştan saray olur...

Gün gelir...
Kezbanlar destan...
Onları destan yapanlar mestan olur...

Gün gelir...
Çivisi çıkar dünyanın...

Konuşamayanlar hatip...
Şifa veremeyenler tabip... Yazamayanlar kâtip olur...

Ama yine öyle bir gün gelir ki...
İşler ters döner.Aldatan, bir gün sadakat için...
Çalan, bir gün adalet için...
Döven, bir gün şefkat için yalvarır...

'Piyon' deyip geçme, gün gelir şâh olur....
Şâha da fazla güvenme...
Gün gelir mat olur.

İnsan yaratıcısına bile nankör iken sana vefalı mı olur?

Oluruna bırak her şeyi bak neler neler olur...

Bahar biter kış olur.
Gün biter gece olur.
Söz biter sükût olur.

Zenginlerde metelik,
Güzellerde cemâl,
Güçlülerde kuvvet kalmaz olur...

Hayaller kaybolur...
Ümitler yok olur...

Hayat bazen boş olur, saçma olur, çekilmez olur, yalan olur...

Gün gelir ki sen bakmazken her şey hallolur...

Ve öyle bir gün gelir ki:
Hayat biter son olur...
Gün artık gelmez olur...

Ömer Hayyam 🌺

17/07/2025

Annem uyumuyordu. Yorgundu. Asabiydi, huysuzdu, kırgındı. Sürekli hasta olurdu. Ta ki bir gün, ansızın değişene kadar. Bir gün babam ona şöyle dedi:
– Üç aydır iş arıyorum, ama bulamıyorum. Gidip arkadaşlarla takılacağım. Annem cevap verdi:
– Peki, tamam. Ağabeyim dedi ki:
– Anne, üniversitedeki tüm derslerden kaldım. Annem cevap verdi:
– Sorun değil, telafi edersin. Etmezsen de dönemi tekrar edersin… ama okul harçlarını kendin ödersin. Kız kardeşim dedi ki:
– Anne, arabayla kaza yaptım. Annem cevap verdi:
– Tamam kızım, arabayı tamirciye götür, masrafları öğren, bu arada otobüs ya da metro kullanırsın. Yengesinden duyduğu ise şuydu:
– Kayınvalidem, birkaç ay sizde kalmaya geldim. Annem cevap verdi:
– Peki, salondaki kanepeye yerleş, dolaptan birkaç battaniye al. Hepimiz bir aradaydık ve annemizdeki bu tepkilere şaşkınlıkla bakıyorduk. Doktora gidip “Umurumda değil” adlı bir ilaç yazdırdığını, hatta bu ilacı fazla kaçırdığını düşündük. Onu bu tuhaf bağımlılıktan kurtarmak için bir müdahale planlamaya başladık. Ama sonra… Bizi etrafına topladı ve şöyle dedi: “Her insanın kendi hayatından sorumlu olduğunu anlamam yıllarımı aldı. Kaygım, endişem, depresyonum, öfkem, uykusuzluğum, stresim… Sizin sorunlarınızı çözmüyordu, sadece benimkileri daha da kötüleştiriyordu. Başkalarının yaptıklarından ben sorumlu değilim ve onları mutlu etmek de benim görevim değil. Ama ben, kendi tepkilerimden sorumluyum. Sonunda şunu fark ettim: Kendime karşı en büyük sorumluluğum, sakin kalmak ve herkesin kendi sorununu kendisinin çözmesine izin vermek. Yoga, meditasyon, mucizeler, kişisel gelişim, zihinsel temizlik, frekanslar ve NLP kurslarına katıldım… Hepsinde şu ortak noktayı gördüm:
👉 Ben sadece kendimi kontrol edebilirim. Siz hepiniz, karşılaştığınız sorunlar ne kadar zor olursa olsun, onları çözmek için gerekli kaynaklara sahipsiniz. Benim görevim size dua etmek, sizi sevmek, sizi cesaretlendirmek. Ama çözüm bulmak ve mutlu olmak sizin sorumluluğunuz. Benden bir tavsiye isterseniz veririm, ama onunla ne yapacağınız size kalmış. Her kararın sonuçları olur
– iyi ya da kötü
– ve bunların sorumluluğu da size aittir. Bugünden itibaren ben artık:
– Sorumluluklarınızın çöp kutusu değilim
– Suçluluk duygularınızın taşıyıcısı değilim
– Vicdanınızın çamaşırhanesi değilim
– Hatalarınızın avukatı değilim
– Şikâyet duvarınız değilim
– Yapmadığınız ödevlerin bekçisi değilim
– Sorunlarınızı çözen ya da hayatın yedek lastiği olan kişi değilim. Bugünden itibaren sizi bağımsız ve özgür bireyler olarak ilan ediyorum.” Evde herkes suskun kaldı. Ve o günden sonra aile daha iyi işlemeye başladı. Çünkü artık herkes, ne yapması gerektiğini biliyordu. Bazılarımız için bu durumu kabul etmek zordur. Çünkü biz başkalarına bakarak, onların sorumluluğunu üstlenerek büyüdük. Anne ya da eş olarak her şeyi “onaran” kişi olduk. Yakınlarımızın zorluk yaşamasını istemedik, sadece mutlu olmalarını istedik. Ama ne kadar erken bu yükü omuzlarımızdan indirir ve herkese kendi yükünü teslim edersek, onları o kadar çabuk BEN
-sorumluluğu taşımaya hazır hale getiririz. Biz bu dünyaya herkes için her şey olmak için gelmedik. Bu yükü kendinize dayatmayı bırakın.

Sevgiyle, Charlyn The Soul Journey with Sarah Moussa aracılığıyla

15/07/2025

BOŞANMAK

Ben 20 yıldır eşinden ayrılmış bir bayanım.

Neden mi ayrıldım?
İşte sorun burada...
Ben bunu ne eşime, ne aileme 20 yıldır anlatamadım.

Sanılıyor ki boşanmak için dayak yemem lazım.

Kafam gözüm yarılmalı elim kolum kırılmalı.

Yanda aç kalmalıyım, açıkta kalmalıyım
üstüm başım perişan olmalı.

Aldatılmalıyım, ortada kalmalıyım.
Bende öyle değildi...
Ben babasız büyüdüm.

Annemi gördüm.

Bizi nasıl baktı büyüttü, nelerle baş etmek zorunda kaldı.

Bir evin hem anası, hem babası nasıl olunur ondan öğrendim ben.

Evliliğimin 8. yılında farkettiğim şey ben de annem gibiydim.

Bir evin hem erkeği hem kadını. Oysa evlilik müştereklikti.

Bunu eşimle konuştuğumda kızdı dalga geçti, anlamadı.

Ona göre o görevlerini eksiksiz yapıyordu, ben de yapmalıydım.

İşte burada benim için uykusuz geceler başladı.

İlk düşündüğüm, madem bu kadar şeyi tek başıma yapıyorum, o zaman benim bir erkeğe ihtiyacım yok dedim.

Bu da eşime olan saygımı kaybetmeme sebep oldu.

Saymadığınız birisini sevemiyorsunuz.

Bambaşka biri oluverdim.

Bir yere mi gitmek istiyorum, gidiyorum.

Bir şey mi almak istiyorum, alıyorum.

Konuşmak mı istiyorum, konuşuyorum.

Bunun için kimseden izin istemiyorum.

Bu eşimi deli ediyor.

Ona göre ona sormalı, izin istemeliyim.

Doğrusu bence de bu, ama bir kadın her şeyi tek başına yapıyorsa bunları da yapabilir.

İşe gidip geliyorum.

Gecenin bir köründe metrolarda, otübüslerde sarhoşlarla baş etmek zorunda kalıyorum.

Eve geliyorum yemek bulaşık tam bitiyor, bir de kocanın keyfi.

Kadınım ya!
Ama yan komşumda bir akşam 10’a kadar oturamıyorum çünkü kocası var, ama metro otübüs duraklarında elin serhoşlarıyla oturabilir, yolculuk yapabilirim.

Evde aynı filmi bile birlikte bakamıyoruz.

Aynı şarkıyı birlikte söyleyemiyoruz.
Ya biz dans bile edemiyoruz.

Ya belimi incitiyor, ya ayağıma basıyor.

Ya da sadece sağa sola dönüp duruyoruz.

Az kıvırsam sen dansöz müsün?
Gülsen o ne oruspu musun?
Ciddi olsan kadın kadın değil, 12 ayak buzdolabı.

Ulan ben ne olacağımı şaştım.

Eşimin istediği gibi olayım yuvamda huzur olsun derken bir de baktım ben yittim.

Öyle ruhsuz kişiliksiz bir ucube oldum çıktım.

Hayır dedim, ben ben olmalıyım.

Ben oldum ama eşim beni istemedi.

Ben de onun istediği gibi olamadım.

O da benim istediğim gibi olamadı.

Boşandık...
Şimdi ben kötü müyüm?
Ya da eşim mi kötüydü?
Boşanmak için birinin kötü mü olması gerekiyor?
Ya da evlilik için iyimi olmak gerekiyor?
Hani uyum?
Hani paylaşmak?
İnsanlar vardır balık ruhlu maviyi sever,
derinliği sever, sessizliği sakinliği sever...
İnsanlar vardır kartal ruhlu, uçmayı sever, yüksekliği sever, gücü sever...
İnsanlar vardır kurt gibi sürüyü sever, geceyi sever...
İnsanlar vardır her biri bir başka renk,
bir başka şarkı, nota...
Düşünsenize kalabalığı ve şamatayı seven biriyle sesizliği yalnızlığı suskunluğu seven nasıl bir araya gelir, nasıl mutlu olur?
Eş demek bir ömür demek, bir hayat birlikte yürümek demek.

Yanlış insanla doğru yolda gidilmez.

Şimdi dönüp geriye baktığımda bir suçlu aramıyorum, kimseye kızgın ya da kırgın değilim.

Biz sadece farklı insanlardık.
Hem de çok farklı.

Bunu söylediğimde sen kocanı hala seviyorsun belki bir gün gene barışırsınız diyorlar.

Gülüyorum...
Evet kızgın değilim, ama bu onu seviyorum demek değildir.

Ben kendimi seviyorum.

Kendime olan saygımı korumaya çalışıyorum.

Sevgi geçmişin acıları ile değil geleceğe
olan umut ve güvenle yaşar.

Bu gün bakıyorumda evlilikler hala aynı temeller üzerine kuruluyor.

Ve aynı yanlışlardan dolayı yürümüyor.

Beyler, Hanımlar...
Artık 21 yüzyılda yaşıyoruz.

Kimse kimseye ne muhtaç, ne köle.
Hayat yolunuzu çizin ve çizdiğiniz yola girenlerle devam edin.

Başka yoldakilere göz atmayın, yolundan etmeye kalkmayın.

Bir gün, bilemedin üç beş gün gider o yolu sizinle, sonra sıkılır kendi yoluna döner.

Hanımlar hiç kimse sizi doyurmak, taşımak korumak kollamak zorunda değil.

Bundan vazgeçin artık.

Kocam değil mi? mecbur demeyi bırakın artık.

Beyler hiç bir kadın sizin özel zevklerinizin hizmetçisi egolarınızın hamalı değil.

Karım değil mi görevi, yapacak! ayaklarını bırakın artık.

Önce insan olarak sayın birbirinizi.
Sevgi zaten saygıyla gelir.

Sahip değil yoldaş olun.

Hepinize iyi günde, kötü günde bir ömür mutluluklar diler sevgi ve saygılarımı sunarım.!

01/07/2025

"Ahhh... Ahh. .." dersin, "keşke bir evim olsa da şu kiradan kurtulsam o kadar rahat edeceğim ki..."

Bir evin olur, 2+1.

"Biraz büyük olsa, şuraya bi konsol sığsa ne güzel olurdu." dersin sonra.

O da olur, valla olur!
Daha büyük bir ev de alırsın.

Üstünden az biraz zaman geçer sıkılmaya başlarsın: "Keşke bahçeli bir evim olsa çocuklar koştursa, köpek beslesek, domates eksek." dersin.

Gerçekten çabalasan, o da olur.

Bu defa, "şehrin göbeğinde değil de, keşke Ege sahilinde olsaydı şu ev ne güzel deniz havası alırdık." dersin.

O da olur uğraşırsan, niye olmasın?

Ege sahilinde, bahçesinde domates ektiğin, köpeğinin de olduğu o bahçeli evinde anneni babanı özlersin bu defa.

"Keşke onlar da komşum olsaydı, tüm sevdiklerim yanımda olurdu." diye geçirirsin içinden.

Hikaye bu ya, çok istedin o da oldu diyelim...

Sonra n'olur?

Annen baban ölür, deprem olur, sel gelir kendi enkazının altında kalırsın.

Bizi sonsuz mutlu edecek, kavuştuğumuz zaman bizi tatmin edecek tek bir somut şey yok bu hayatta.

Biz zannederiz ki sorun zannettiğimiz şeyi çözersek, bütün sorunlarımızdan kurtulacağız. Her çözüm beraberinde yeni bir sorunu getirir oysa.
O sarmaldan kurtulamayacağımızı anlayınca da "yoruldum" demeye başlarız.

Yorulursun...

Hiç durmadan koşmaya devam edersen mola vermezse ruhun, kazananı asla belli olmayacak yarışlara girersen yorulursun güzel kardeşim.

Yorulursun...

Razı olmayana huzur olmadığını kabul etmezsen, insan olduğunu ve hata yapmaya programlandığını hatırlatmazsan kendine yorulursun.

Yorulursun güzel kardeşim. Kabullenmenin başarısızlık değil başarı için ilk basamak olduğunu, merhametin sadece senden acizlere değil bizzat insanın kendine de etmesi gerektiğini, şükretmenin fakirlere has bir eziklik olmadığını kabul etmezsen yorulursun.

Bunları yapmazsan kendi giyotinini kendin hazırlar, başını oraya kendin yaslar, gözlerini kapatıp kendi sonunu korku içinde beklersin.

Bu dünya doyma, rahata erme, tatmin olabilme yeri değil.

Bu dünya öylece geçip gitme, giderken de en güzel şekli ile geçme yeri sadece.

Başka anlam yüklersen çok yorulursun...

Netten alıntıdır.

Address

Çanakkale
17100

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
18:00 - 19:00
Tuesday 09:00 - 17:00
18:00 - 19:00
Wednesday 09:00 - 17:00
18:00 - 19:00
Thursday 09:00 - 17:00
18:00 - 19:00
Friday 09:00 - 17:00
18:00 - 19:00
Saturday 09:00 - 17:00
18:00 - 19:00
Sunday 09:00 - 17:00
18:00 - 19:00

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Sihirli Sandık posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Establishment

Send a message to Sihirli Sandık:

Share