29/07/2026
“Balıklama atlamak…” Ne kadar tuhaf, ne kadar şiirsel bir ifade. Hiç düşündünüz mü neden “balıklama” diyoruz? Neden sadece “baş üstü atlamak” değil? Kim ilk kez bir balığın suya dalışını izledi de insanın o hareketini ona benzetti? Kim söyledi ilk defa “balık gibi atladı” ve o cümle nasıl oldu da yüzyılları aşıp dilimize yerleşti? Belki de bunun cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Çünkü dil çoğu zaman tek bir kişinin eseri değildir. Bir çocuğun ağzından çıkan bir benzetme, bir balıkçının söylediği bir söz ya da deniz kıyısında yaşayan insanların ortak gözlemi… Zamanla dile yerleşir; kimsenin imzalamadığı görünmez bir anlaşma gibi. İlginç olan şu ki birçok dil bu hareketi teknik olarak anlatır. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca ve Almanca’da anlam aynıdır: “Baş önde suya dalmak.” Türkçe ise hareketi tarif etmez; bir benzetme kurar. Belki de bu yüzden “balıklama atlamak” yalnızca suya giriş biçimini değil, hayatı da anlatır. Bugün balıklama atlamanın bile kuralları var. Kolların duruşu, başın açısı, vücudun hizası, suya giriş şekli… Hepsi öğretiliyor. Ama ilk balıklama atlayanın kuralları yoktu. Önce biri cesaret etti, sonra başkaları onu izledi. Teknikler doğdu, kurallar yazıldı. Hayat da biraz böyle değil mi? Önce yaşayanlar var, sonra onları açıklamaya çalışanlar. Önce sanat var, sonra sanat tarihi. Önce aşk var, sonra ilişkilerin kuralları. Önce hayat var, sonra kitaplar. Çünkü hiçbir kural ilk cesaretten önce var olamaz. Belki de biz de hayatın içine böyle atlıyoruz. Bir aşka, yeni bir işe, bir şehre, bir hayale… Derinliğini ölçmeden, suyun soğukluğunu bilmeden, bazen yüzmeyi bile tam öğrenmeden… Sonra suyun içinde öğreniyoruz. Belki de insan, hayatı önce balıklama yaşar; yüzmeyi ise ancak suyun içinde öğrenir. Çünkü bazı gerçekler kıyıda anlatılır, ama yalnızca suyun içinde anlaşılır. Kim bilir… Belki de bugün bize çok doğal gelen her kural, bir zamanlar korkusuzca atlayan birinin cesaretinden doğdu. Ve belki de hayat bize usulca şunu fısıldıyor: Kurallar sonradan yazılır. İnsan ise önce atlar. Sonra öğrenir. Sonra yaşar. Ve bazen o tek cesur adımın adı yalnızca balıklama atlamak olur.