15/03/2026
(8 dakika okuma süresi) Birliğin hikayesi: Evrenin hakikati ile insanın hakikati birbirinden ayrılalı ikilik sarmalının içinde debelenip duruyoruz.
Doğanın vahşi ve dingin ruhunu aynı anda içe çekmek varken her şeyi bir sebep bir sonuç bir bağlam içinde tanımlamaya ve sınıflandırmaya çalışıyoruz. Çünkü öyle olmalı dediler.
Milyarlarca tanımı, kavramı ve kelimeyi birbirini besleyecek şekilde öğren, dev bilgi zincirlerin olsun, konuştuğunda denizler aksın ağzından ama kelimelerinin ardında hissettirdiğin sığ bir bataklık ise ne anlamı var ki yaşamının?
Vazgeçmeden dünyevi ve ruhaninin tam ortasında durma önerim bundandır. İç içe geçmiş, birbiriyle neredeyse ayırması imkansız bir düğüm olmuş ve
birbirini çok seven iyilik ve kötülüğün içinde yürürken çamura imzan gibi ayak izini değil, yeşerecek iyi tohumlar bıraktığın kadar iyisin bence.
İşte tam da bu noktada bizden binlerce yıl önce yaşamış insanların dünyaya ve varoluşa dair aradığı cevaplar, kendilerince kurdukları anlatılar, eline kalemi alıp tarihi yazan insanların bizi birbirimizden ayırdığı, etiketlediği, birçok olay sonucunda biraz da işlerine geldiği gibi doğruyu yanlışı belirlediği inançlar yaşanmış, birbirine eklemlenmiş, kimi yok olmuş kimi dönüşerek bugüne gelmiş.
Mitolojik ve dini metinlerin ortak hikayesini incelediğimizde, dünyanın çok farklı kültürlerinde ortaya çıkan anlatıların aslında şaşırtıcı derecede benzer bir yapı izlediğini görebiliriz.
Çoğu gelenekte evren başlangıçta bir birlik veya bütünlük durumundadır. Mezopotamya mitolojisinde bu durum kozmik sularla temsil edilir; her şey henüz ayrışmamış, biçim kazanmamış bir su kaosu içindedir. Bugün bilimin “ilkel çorba” olarak adlandırdığı karışım gibi. (Devamı yorumlarda uzuun uzuun)