30/08/2026
BİR REJİMİN SUÇU, BİR İNANCIN SUÇU DEĞİLDİR!
Suriye’de yaşanan gelişmeler üzerinden Nusayri/Alevi toplumunun topluca suçlu ilan edilmesini, mezhepsel nefretin normalleştirilmesini ve sivillere yönelik şiddetin meşrulaştırılmasını kabul etmiyoruz.
Esad rejimi döneminde işlenen ağır insan hakları ihlallerinin hesabının sorulmasını savunuyoruz; ancak bir rejimin suçları ile o rejimle aynı inançsal kimliği taşıyan milyonlarca insanı birbirine eşitlemek adalet değil, kolektif cezalandırmadır. Esad ailesinin Nusayri kökenli olması, Suriye’deki bütün Nusayrilerin rejimin suçlarından sorumlu olduğu anlamına gelmez. Aynı ilkeyi tersinden de savunuyoruz: HTŞ’nin veya başka bir terör örgütünün eylemlerinden bütün Sünnileri sorumlu tutmak da yanlıştır. Ebu Mohammed El-Colani’nin DAİŞ, El Kaide, Nusra ve HTŞ geçmişi ile hısım olmakla birlikte, bu geçmiş üzerinden bütün Sünnileri suçlamak kabul edilemez. Ölçümüz toplumsal aidiyet değil, eylem ve sorumluluktur.
Sözde gazeteci Kemal Öztürk’ün, NTV’de katıldığı bir programda, İdlib, Afrin ve Halep’te yaşananlara ilişkin anlattığı hikâyelerin ardından “bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir diyesiniz geliyor, ama bakın intikam almadılar” dediği kamuoyuna yansımıştır. Sözlerin ikinci kısmı bir “intikam alınmadığı” tespitine dayansa da, milyonlarca kişinin izlediği bir yayında bir inançsal kesimin tamamının öldürülmeye layık gösterilmesi başlı başına vahim bir dildir ve bu çerçevede gerek Alevi kurumları gerekse de insan hakları örgütleri, RTÜK üyeleri tarafından da nefret söylemi olarak değerlendirilip soruşturma talep edilmiştir. Biz de bu değerlendirmeye katılıyor, NTV yönetiminin konuya ilişkin kamuoyuna açık bir değerlendirme yapması ve yayın ilkeleri kapsamında inceleme başlatması gerektiğini vurguluyoruz. Ayrıca geçmişi sivil katliam ve savaş suçlarıyla dolu olan teröristlerin bu ekranlardan parlatılması veya masum gösterilmeye çalışılmasının önlenmesi için önlem almaya davet ediyoruz.
Mart 2025’te Suriye’nin kıyı bölgelerinde Alevi/Nusayri sivillere yönelik gerçekleşen ağır saldırılar, katliam ve kaçırılma vakaları uluslararası insan hakları kuruluşlarının gündemine girmiştir. Bu saldırıların bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulmasını, faillerin hesap vermesi talebine rağmen mevcut HTŞ . Dün Esad rejiminin işlediği suçlar nasıl kabul edilemezse, bugün Alevi/Nusayri sivillerin hedef alınması da aynı ölçüde kabul edilemezdir.
Mevcut selefist anlayış, sadece Alevi’lere değil, Şeyh Maksut’ta Kürt’lere, Şam’da Hristiyan kiliselerine ve Süveyda’da Dürzi’lere yönelik gerçekleştirilen katliam ve saldırıların bir numaralı sorumlusuyken, malum odaklar tarafından demokrasi havarisi olarak sunulması kabul edilemez bir durumdur.
Yapılması gereken oldukça açık ve nettir: NTV’den, Kemal Öztürk’ün sözlerine ilişkin kamuoyuna açık bir değerlendirme ve yayın ilkeleri kapsamında inceleme yapması,
Türkiye’deki canlarımız, savcılığa suç duyurusunda bulundular. Bu yasal süreç ile birlikte değinmemiz gereken diğer konu ise RTÜK’tür. RTÜK’ün, muhalif kanallar üzerinde yarattığı baskı terörünü sonlandırması ve havuz medyasının halkı kin ve düşmanlığa sevkeden yayınlara odaklanması gerekmektedir.
Bu adımlar atılmadığı zaman, boykot kampanyasının ivedilikle uygulanacağını kamuoyuna ilan ediyoruz!
Son olarak; Baas rejimi suçlarının mezhep üzerinden değil, bireysel/kurumsal sorumluluk temelinde soruşturulmasının yolu benimsenmelidir. Suçlunun adresi Rusya iken; masum sivilleri katletmek ve aynı zaman diliminde Rusya ile masaya oturmak ve diktatörün iadesini istememek nasıl bir tutarlılığın ürünüdür? Kabinesinde 18 Sünni, 2 Alevi ve 4 Hristiyan inancına mensup bakanlar bulunduran Baas rejiminin ağır savaş suçlarını; Lazkiye’deki, Dera’daki, Hama ve Humus’taki Alevi sivillerin üzerine yıkılmasını hangi mantıksal gerekçeye dayandırıyorsunuz?
Suçun mezhebi yoktur, sorumlusu vardır. Kolektif suçlama ve kolektif cezalandırma adalet değildir.
Aşk ile.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK)