yelda karataş

yelda karataş sanata dair... şiir yapmaya açık... insan ve etik konusunda hassas...

GÜNEŞ.Mayıs’ın gürültülü kapısıDenizlere karışan alnıma açılıyorİlk yağmur çiçeğinin dirimiAyağa kalkıyor büyük ülkesi s...
03/05/2026

GÜNEŞ.

Mayıs’ın gürültülü kapısı
Denizlere karışan alnıma açılıyor
İlk yağmur çiçeğinin dirimi
Ayağa kalkıyor büyük ülkesi sabrın

Döndüm yüzümü ışığa
Devrek, Karabük, Zonguldak
Mavi çelik ve uyuyan elmas
Kaderi baştan yazan eller
Su verirken güvercinlere
Bin kıvılcımla parlıyor
Dik alınlarında yaşam
Fındık yeşiline çay karasına vurgun ovalar
Ah! İnsan unutsa da
Denizler ve meydanlar sorar
Geçmişi var her taşın ve harfin
Emekle yazılı bu coğrafyada
Aslı ellerine kazılmış ilk çekirdeğin
Yeter ki doğru okunsun tarih

KALBİM
Ey ülkem!
Kaç Anadil ‘in vatanısın
Utanma konuş benimle

Hüznü anlatmaktan utanmıyor artık tenim
Bereketin ışığını ben ektim hayata
Altın sunaklar içinde
Sancılarım ve acılarımın sesi boğuk
Yalvaran gözlerimin yaşlı çığlıklarına
Bir Sin tanık bir de Şems

Göğüs kafesimde inleyen toprağın yankısı
Buğdayı besleyen o büyük ateşin sevinciyim ben
Çünkü doğurgandır aşkın sözü
Ve
Hiçbir anne unutmaz
Doğurduğu ceylanın yüzünü

Yelda Karataş

ZAİT’ten
Fotograf: Babam, E.K.İ. (Ereğli Kömürleri İşletmesi) Kaynak Atölyesi'nde , 17 Yaşında.

14/01/2026

46XX.net

10/01/2026

"Bir adamı çalışmak için Doğu Almanya'dan Sibirya'ya göndermişler.
Adam mektuplarının sansür görevlilerince okunacağını biliyormuş, bu yüzden daha gitmeden dostlarına, "aramızda bir şifre belirleyelim. Benden aldığınız mektup sıradan mavi mürekkeple yazılmışsa doğrudur, kırmızı mürekkeple yazılmışsa yanlıştır." demiş.
Bir ay sonra dostları ondan ilk mektubu almışlar. Mektup mavi kalemle yazılıymış ve
mektupta şöyle deniyormuş:
"Burada her şey harika, mağazalar tıka basa gıda maddesiyle dolu, sinemalarda güzel filmler var, daireler geniş ve lüks. Bulamayacağınız tek şey kırmızı mürekkep."
Şimdiye kadarki durumumuz bu şekilde değil mi? İstediğimiz bütün özgürlüklere sahibiz, tek eksiğimiz kırmızı mürekkep.
Kendimizi özgür hissediyoruz, çünkü özgür olmadığımızı ifade edecek dilden yoksunuz."
Slavoj Zizek
Dünya Gözüme Kaçtı

Turgut Uyar şiir ödülleri töreni biraz gecikti. Baş sorumlusu benim. Ağrılarım rahat vermedi. Sevgili Cezmi Ersoz yaşadı...
01/01/2026

Turgut Uyar şiir ödülleri töreni biraz gecikti. Baş sorumlusu benim. Ağrılarım rahat vermedi.

Sevgili Cezmi Ersoz yaşadığı tatsız bir rahatsızlıkla, aniden hastahaneye kaldırıldı ve bizi çok korkuttu. Hastahanede okudu kitapları...
Sevgili Vedat Yıldırım, gözlerinden bir kaç kez ameliyat olmak zorunda kaldı. Bütün isteğine rağmen kitapları okuyamadığı için, jüriye katılamadı.

Sağolsun jüride ve Femtrak'taki bütün dostlar. Bir de desteğini esirgemeyen Sevgili Esra Algan.

Şiire ve Turgut Uyar'a yaraşır bir çalışmayı biraz geç ama güzel başardık.

Dostlar, Ocak ayında ameliyat olacağım.Çaresiz.
Ödül Töreni'ne gelemeyeceğim.

Femtrak Ailesi olarak, katılan arkadaşları, ödül alanları tüm kalbimizle kutlar,
Turgut Uyar'ın ailesi ve yakınlarına , Jüri Üyeleri'ne teşekkür ederiz.

Femtrak adına
Yelda Karataş

TURGUT UYAR İKİNCİ ŞİİR ÖDÜLÜ JÜRİSİ

Bedirhan Toprak
Berin Uyar
Cezmi Ersöz
Ertan Mısırlı
Hülya Soyşekerci
Yelda Karataş

21/09/2025

1,232 Followers, 1,210 Following, 852 Posts - See Instagram photos and videos from Mehmet K Tuncer ()

KEDİLER ÖLÜMÜ DÜŞÜNÜR MÜ?Istırabının anlaşılmasını talep eden bir canlı kadar yalnız kim olabilir!Bir kedim var. Özellik...
08/06/2025

KEDİLER ÖLÜMÜ DÜŞÜNÜR MÜ?
Istırabının anlaşılmasını talep eden bir canlı kadar yalnız kim olabilir!
Bir kedim var. Özellikle akşam üzerleri batan güne uzun uzun bakmayı seviyor.
Ne düşünüyor o alaca maviliğe karşı sırtı dik dururken bilmiyorum. Ama sanki o dinginliğin içinde bir varoluş sezgisi yaşadığını hissediyorum. O da hissediyor. İkimiz de hissediyoruz.
Bir belgeselde, Yunuslar, boynuna ip dolanmış deniz kaplumbağasını kurtarmak için, onu balıkçı teknesine yönlendiriyorlardı. Acımadan balık avlayan insan soyunun, o canlının boynundaki ipi koparacağını hissediyorlardı ne tuhaf! Teknedekiler boynundaki ipi kesip kaplumbağayı denize saldıklarında sevinci büyük oldu hepsinin. Ölüme karşı direnmenin sevinci sardı denizi, insanı, Yunusları ve kaplumbağayı. Ölüme ‘dur’ denmişti!
Var olmak ölmemek değil, bunu biliyorsunuzdur kuşkusuz. Ölmek de yok olmak değil. Yasemin ağaçları kesilince kokusu nasıl yıllarca tütüyorsa bir hayalet olarak öyle işte dirim. Bir çığlık, bir gözyaşı, bir ninni… kalıyor geriye.
Natzweiler-Struthof Toplama Kampı’nda yaşananları gördüğümde, ne yapacağımı şaşırmıştım bir insan olarak. Oradan geriye kalanlar; ayakkabılar, dişler, giysiler, tutanaklar… kamp komutanının mahkeme savunması, ‘ben masumum sadece emirleri uyguluyordum’ diyen.
Gördüğüm her imha kampında ömrüm boyunca yüreğime kezzap atılmış gibi beni paramparça eden, çocukların mektuplarıydı. Ölüme gideceklerini hisseden çocukların. Körpecik yüreklerinden umudu söküp atmayı başaramayan o masumların. Boynuna ip dolanmış kaplumbağalar gibi yapayalnızdılar dünyanın ortasında. Yunuslar da yoktu. İnsanlar mı? Neredeydiler, kim bilir!
Kedileri ne zaman izlesem batan güne karşı ölümü düşünüyorlar mı diye merak ederim. Tıpkı yetişkinlere bakarken çocukların iri ela gözlerinde oluşan o kederli korkunun anlamını merak ettiğim gibi. Onlar gibi bakıyor batan güne karşı kediler de. Ölümü düşünebildiklerine dair ilk şüphem ve umudum böyle başladı. Ne diyeceğimi bilemedim.
Acı, tartılamaz ve taşınamaz hale gelince, susuyor insan, bu suskunluk her canlı soyunun da en büyük çığlığı, bakışlarından fışkıran. Kaplumbağa öyle bakıyordu balıkçılara.
Istırabının anlaşılmasını talep eden bir canlı kadar yalnız kim olabilir!
“Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır” diyen Adorno daha sonra, “İşkence görenlerin ne kadar haykırma hakkı varsa, daimi ıstırap içinde olanların da o kadar ifade hakkı vardır.” demiş.
Her iki cümlesi de haklı. Ne acı!
Zulüm, gün batımları gibi kendini sürekli hatırlatıyor çünkü. Çocukların bakışları, kedilerin duruşu, her şey tanıklığını sürdürüyor acının.
Bir gün olsun barış yüzü görmemiş Ortadoğu’ da; ‘Acının Coğrafyası’ ve ‘Acının Tarihi’ hiç susmuyor.
Diaries of Hope da ( Umut Günlükleri) bu seslerden biri. Preisner’in Holokost’un anısına bestelediği ilk müzik;
‘Diaries of Hope bir film müziği değil; ‘bu çalışmada ağıt dâhil değişik müzik türlerini bir araya getirdim, zaten bu şekilde çalışmayı seviyorum. Yıllar önce dostum Kieslowski ile Kudüs Film Festivali’ne gitmiştik. Orada gezdiğimiz Yad Vashem Müzesi’ndeki bir sergi, bizi çok etkiledi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ölen 1,5 milyon Yahudi çocuğa adanan bu sergide gördüğümüz Dawid Rubinowicz ve Rutka Laskier adlı iki Polonyalı çocuğa ait günlükler ile yine Polonyalı Abram Koplowicz ve Abram Cytryn’in şiirleri içimizi acıttı. Biri hayallerinden söz ederken diğeri onları sadece ölümün beklediğinden söz ediyordu ama yine de umut doluydular.
O zaman Kieslowski bana ‘Bu olayların unutulmaması gerekir, bunun için bir müzik yap’ dedi. İşte ‘Diaries of Hope’, orada hissettiklerimin bir yansıması… Ancak iki sene önce yazabildim bu müziği. Daha güçlü ve umutlu olmak için… Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin bu tür acılar unutulmuyor. Tarihi iyi anlamalı ve ders çıkartmalıyız.’
Preisner’in sözleri kalbimden hiç çıkmayacak. O çocuklardan sorumluyduk biz. Tıpkı şimdi Gazze’de umutsuzluk günlükleri yazan çocuklardan sorumlu olduğumuz gibi.
Size insanlık dersi falan vermeyi düşünmüyorum Sayın Binyamin.
21. Yüzyılın acılarından yeterince payını almış bir hayatınız var.
Sadece merak ediyorum, o hayatın içinde kedim gibi uzaklara bakarken, ölümü nasıl düşlüyorsunuz?
Çocukların ölümlerini diyorum Sayın Binyamin. Uykusuz gecelerinize rağmen, zulmü yaşatmayı nasıl sürdürüyor kalbiniz? Hayaletlerin ruhu hiç mi çalmıyor kapınızı?
Kardeşinizin ölümüne duyduğunuz acının hatırası, hiç tanımadığınız Yahudi Abram Cytryn’in şiirleşmiş çığlıklarını çağırıyor mu yüreğinizin derinliklerine? Ya da bombalarla parçalanmış Filistinli bebek Süleyman’ın bir daha nefes alamayacak göğsünden çıkan son hırıltının kesik yakarışlarını?
Neyin zaferi bu diye düşündüğünüzde ‘Deontolojik Etik’ nasıl bir yol gösteriyor size Sayın Binyamin?
“Komşularınızı kendiniz gibi seviniz” sözlerinin hiç mi yeri yok inancınızın bir yerinde?
Hissettikleriniz, bu dünyadaki felaketleri engelleyemez diye düşünüyorsunuz belki de ama en azından sizi değiştirir.
Aklınızı başınızdan çok yüreğinizde taşırsanız; belki de bir çocuğun göz yaşının tek damlasına değmeyecek o zaferlere karşı kirpiğinizden bir damla yaş düşer kendi çocukluğunuz adına bu coğrafyaya belli mi olur.
Belki, sevgiye dair bir başka alfabenin frekansını duyarsınız; insandan umut kesilmez.
Bir gün bir kediye merhamet dolu yüreğinizin konumunu atarsanız, yaşamanın ve yaşatmanın yolunu mutlaka bulur, Yunuslar gibi. Ama hangi konumdasınız ki hiçbir çocuğun masum kalbi bulamıyor sizi.
Sayın Binyamin, siz nasıl bir mektup yazardınız o çocuklara, bilmiyorum.
Nasıl bir çözüm önerirdiniz onlara kedilerin baktıkları yöne bakarken boyunlarına dolanmış ölüm ipine dair bilmiyorum.
Bir gün düşünürseniz eğer, o satırları, Phidelphia aksanıyla İngilizce yazmayın ne olur.
yelda karataş
Haziran, 2025
https://www.femtrak.com/kediler-olumu-dusunur-mu/
https://www.youtube.com/watch?v=pirQMidxws4...

12/05/2025

Bu yıl ikincisi düzenlenen Femtrak Turgut Uyar Şiir Ödülü için başvurular başladı!

Başvuru Koşulları:

- Ödüle, 2024 yılı içerisinde yayımlanmış şiir kitapları katılabilir.

- Kitapların, yazar adıyla yayımlanmış olması gerekmektedir.

- Her aday, sadece bir kitapla başvurabilir.

-Başvuruların, 10 adet kitap ile birlikte iletişim bilgileri ve özgeçmiş eklenerek : İzmir / Karabağlar Doğanay Mh 9114 sk no 32 d/9 adresine gönderilmesi gerekmektedir.

SON BAŞVURU TARİHİ : 31 TEMMUZ 2025

İSTEK ÜZERİNE NİSAN AYINDA ON-LİNEİKİ ATÖLYE AÇIYORUM. ON KİŞİ İLE SINIRLI.
14/03/2025

İSTEK ÜZERİNE
NİSAN AYINDA ON-LİNE
İKİ ATÖLYE AÇIYORUM. ON KİŞİ İLE SINIRLI.

Address

Zonguldak

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when yelda karataş posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Category