21/06/2026
BABASI DA DAHİLDİR ŞAİRİN YAŞAMINA
SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Cemal Süreya
1953
‘Sizin hiç’ sorusuyla başlayan bir şiir, üstüne çok yazıp söylenmiş. Yorumların ve anlamlandırmaların çoğuna katılmıyorum.
‘Şairin yaşamı da hayatına dahil’ diyerek işaret parmağını sallayan ahlak düşkünü etik ve estetikten habersiz, çalma çırpma yorumlarla şahsına şöhret yapma dertlisi sanat sevici amca ve teyzelerimiz, kendi ormanlarına bakmadan Cemal’in şiirlerinde olmayan kıllar aramaktadır. Olan şey ise kıl tüy değil, hüzündür.
Şairin yaşamı da dahildir kuşkusuz varoluşuna. Ama eğer ‘yaşam’ dediğimiz gerçekliği doğru okuyor ve yorumluyorsak, doğru sonuçlara varabiliriz bir şair hakkında. Hatta şiirlerini doğru anlamlandırma şansına sahip olabiliriz.
Ötekileştirmenin en güçlü iz sürücüleri şairlerdir.
Hele kendileri de bir ötekiyse.
Cemal bir ötekidir. Çünkü Kürt’tür. Çünkü yaşadığı topraklardan ailesi ile sürülmüş ve bambaşka bir kentte yaşamaya mahkûm edilmiştir.
Resmi tarih, kelimeleri ne kadar yumuşatırsa yumuşatsın o bir sürgündür. İçi hüzün dolu bir çocuktur.
İlk öteki olan kadın, cinsel tecavüze uğradığında utanç duyar. Kendini ve bedenini ve ruhunu aşağılanmış hisseder.
Bütün ötekiler de ötekileştirene duydukları öfke kadar, mağduriyetlerinin de utançlarını gönüllü yüklenirler. Çünkü hâkim ideoloji onlara böyle öğretmiştir. Onları ötekileştireni değil, kendilerini suçlayıp, utanç duymaları gerektiği üzerinden eğitir. Cemal, bu eğitimden nasibini almıştır. Başkaldırısı bu nedenle daha çocukken başlamıştır. Başkaldırının en güçlü dili şiirle kavuşması da ondandır.
Çocukluğunda başına gelenleri, az buçuk anlayan çocuk yürek teselliyi bulacağı ana göğsünden çok erken ayrılmıştır. Bu zorunlu göçün daha doğrusu bu sürgünlüğün bilincine henüz erememiş çocuk yürek, suçlu olmadığını ona söyleyecek bir annenin güven veren kokusundan, sesinden ve anadilinden kopuk yaşamaktadır. Annesi, o daha çok küçükken ölmüştür. Karanlık bir dönem o süreç: Otoriter bir baba ve annesiz çocukları. O dönemde ne yaşandı, çocuk Cemal’in başına neler geldi bilinemez.
Ama çok açık ki göz yaşlarını göstereceği kimsesi yoktur, özlemini paylaşacağı bir sıcak kucak yoktur. Çünkü baba şefkatsizdir. Sevgisini açıkça göstermemeyi babalık sayanlardan. Üstelik erkekler ağlamaz.
Asıl işkence budur işte: Bir babanın ezerek, çocuklarını erkek büyütmeye çalışan bir otoritenin öpmeyi bilmeyen şefkatsiz varlığı -önce öp sonra doğur beni dizesi anne özlemiyle birlikte babasının şefkatsizliğine duyduğu öfkenin de haykırışıdır-. Annesizliğin karanlığını şiirlerinde daha açık söylese de çocukluğu konusunda aslında alabildiğine kapalıdır Cemal. Sizin Hiç Babanız Öldü mü? şiirinde de bu kapalılığı koruyor. İlk bakışta babasını çok seven bir çocuğun üzüntüsünü dile getirişi gibi sanki dizeleri. .......
Yelda Karataş
.devamı 46xx.net