29/08/2025
“Hayatta değişmeyen tek mutluluğun sevmek olduğunu bugüne kadar anlayamamıştım.
Geride bıraktığım uzun bir hayattan sonra ilk defa mutlu olma şansını ele geçirdim.
İyilik yapmanın çok kolay olduğu, ama bu iyiliğe alışmamış insanlarla birlikte köydeki köşemizde sessiz, sakin bir hayat sürme, sonra yararlı bir çalışma, sonra dinlenme, doğanın güzellikleri, kitaplar, müzik, cana yakın bir insanın sevgisi…
İşte daha fazlasını hayal edemeyeceğim, kocaman bir mutluluk benim için. Üstelik sizin gibi bir dost, belki çocuklar…
İnsan daha ne ister?”
--Tolstoy / Aile Mutluluğu
Bu sözleri okuduğumda içimde tarifsiz bir huzur ve “çoktan unuttuğum bir aylaklık” duygusu canlanıyor. Sanki çok koşturduğum bir hayatın ortasında aniden freni çekmiş gibi hissediyorum: yavaşlama, derin nefes alma, varlığın özüne dokunma arzusu.
“Hayatta değişmeyen tek mutluluğun sevmek olduğunu” söylerken, sevgiye dair bu yalın ama güçlü gerçeklik sarsıcı: Bunca karmaşanın, hırsın, yapay beklentilerin içinden sıyrılıp en arı mutluluğun sevgiyle kurulan bağlarda saklı olduğunu aklıma kazıyor. “Sevmek” deyince, insanın dokunmak istediği o saf, bağlayıcı, ama herhangi bir tercih ya da karşılık beklemeyen hali geliyor gözümün önüne.
“Geride bıraktığım uzun bir hayattan sonra…” dizesi benim için hem bir veda hem yeni bir uyanış. Geçmişin gölgelerinden sıyrılıp ilk defa mutlu olabilme ihtimaline dokunmak… Bu, tanıdık ama sessiz bir haz. Bir zamanların ağırlığı yerini umutlu bir çekinceye bırakmış; sanki bir resme adım atılırken ilk kez fırça çizgisinin büyüsünü görmek gibi.
“İyilik yapmanın çok kolay olduğu, ama bu iyiliğe alışmamış insanlarla…” kısmı içimde hafif bir huzursuzluk ve şefkat uyandırıyor. Günümüz dünyasında iyiliğin yadırganması—bir nevi yabancılaşmışlık—ve onun içtenliği savunan birilerine kavuşmanın ne büyük bir armağan olduğunu düşündürtüyor bana. Sessiz, sakin bir köy köşesi hayali bir umut sığınağı; “yararlı bir çalışma, sonra dinlenme, doğanın güzellikleri, kitaplar, müzik” ise modern dünyada kaybettiğimiz ritmin dengelenmiş hali.
“Cana yakın bir insanın sevgisi…” bölümü, başkalarıyla yumuşaktan örülmüş bir bağın bir ömürlük yoldaşlık olduğunu anlatıyor gibi.